Cumhuriyet Türkiye’sinin kültür tarihi bir yanıyla Osmanlı’dan devralınan modernleşme yani Batılılaşma serüveninin ve bu serüvende modernleşmeye nispetle pozisyon alışların tarihidir. Modernleşmenin öncü elitleri yani askeri bürokrasi ve beraberlerindeki yazar-çizer takımı, art arda yapılan birkaç darbeyle siyaseten rakipsiz oldukları bir ülkeye vaziyet etmeye başladılar. Ne var ki ellerinde sadece köylü vardı; ülkenin iktisadi belkemiği olduğu gibi kültürel veçhesini de şekillendiren tarım, modernleşmeci kadro için iki açıdan da büyük bir sınavdı. Kalkınma sanayiye ağırlık vermekle mümkün olacaktı. Bunun için bir yandan fabrikalar kurmak, girişimleri teşvik etmek, yeni endüstriyel üretim tarzını yaygınlaştırmak ve bu sürece uygun yasal düzenlemeler yapmak gerekecekti. Diğer yandan köylü nüfusu fabrikalarda istihdam etmek üzere şehirlere taşımak, onları modern endüstriyel şehrin icaplarına uygun bir yaşam tarzına adapte etmek, çalışma şartlarına ve ücretlendirme sistemine rıza göst...