Yaşayadurduğumuz sosyal mecrada ferdi türlü iptilalara sürükleyecek, şahsiyet zaafına ve haysiyet düşkünlüğüne yol açacak, onu kendi varoluşuna yabancılaştırarak ‘burada bulunuş’un rastgeleliğine katıp savuracak, merak duygusunu körelterek tefekkürden, tedebbürden, teakkulden, bilimsel faaliyelerden, tabiatın harikuladeliğini müşahededen, sıhhatli insani ilişkilerden alıkoyacak ve bütün bunların şuurunda uyandıracağı güzelliklerden mahrum edecek pek çok yön ve alan mevcut. Umumiyetle ekonomik ilişkilerin hüküm sürdüğü bu alanlarda vaat edilen hazların sağladığı kısa vadeli tatminler sonrasında kişiyi daha şiddetli açlıklara maruz bırakmaktan, ruhunu gün geçtikçe zayıflatarak tüketmekten, zihnini paralize etmekten, körleştirip kısırlaştırmaktan başka nihai netice vermeyecek olan bu haz sarmalı, temelde, davet sahiplerinin kâr arzusuna hizmet eder. Elbette, hizmeti alacak olan, evvela hizmet vermeyi biliyor, yani ‘’Al gülüm, ver gülüm!’’ düsturunu. Bilinir ki işinin ehli bir pazarlam...