Ana içeriğe atla

Kültürel Hegemonyanın Pazar Pratikleri Yahut Bir 'Al Gülüm, Ver Gülüm’ Hikayesi


Yaşayadurduğumuz sosyal mecrada ferdi türlü iptilalara sürükleyecek, şahsiyet zaafına ve haysiyet düşkünlüğüne yol açacak, onu kendi varoluşuna yabancılaştırarak ‘burada bulunuş’un rastgeleliğine katıp savuracak, merak duygusunu körelterek tefekkürden, tedebbürden, teakkulden, bilimsel faaliyelerden, tabiatın harikuladeliğini müşahededen, sıhhatli insani ilişkilerden alıkoyacak ve bütün bunların şuurunda uyandıracağı güzelliklerden mahrum edecek pek çok yön ve alan mevcut. Umumiyetle ekonomik ilişkilerin hüküm sürdüğü bu alanlarda vaat edilen hazların sağladığı kısa vadeli tatminler sonrasında kişiyi daha şiddetli açlıklara maruz bırakmaktan, ruhunu gün geçtikçe zayıflatarak tüketmekten, zihnini paralize etmekten, körleştirip kısırlaştırmaktan başka nihai netice vermeyecek olan bu haz sarmalı, temelde, davet sahiplerinin kâr arzusuna hizmet eder. Elbette, hizmeti alacak olan, evvela hizmet vermeyi biliyor, yani ‘’Al gülüm, ver gülüm!’’ düsturunu.

Bilinir ki işinin ehli bir pazarlamacı müşterisine asla, ‘’Bunu almalısın, çünkü para kazanmaya ihtiyacım var’’ demez. Aksine bütün pazarlama taktiklerinin temelinde şu önermeyi müşterinin zihninde uyandırma kaygısı yer alır: ‘’Bunu almalıyım, çünkü buna ihtiyacım var.’’

Diğer yandan, temel ve devamlı olarak ihtiyaç duyduğumuz malların satışı için strateji belirleme süreci, pazarlama ofisleri ve reklam ajansları için pek de zahmetli sayılmaz. Öyle ya, ekmeği, suyu, bulguru, yumurtayı ya da soğanı satabilmek için kırk takla atmaya ne lüzum var? (Hakkımız olduğu halde bizden çalınanları bir lütufmuş gibi önümüze koyan, haydutluğu fırsata çevirmek kabilinden doğal ekmek, doğal su, organik yumurta diye kârını katlayanları ve doğal ürünleri pazara getirmenin zorluklarını aşmaya çabaladığı sırada yaptığı masrafları fiyata yansıtmak zorunda kalan emekçileri saymayacak olursak tabi…) Temel ve devamlı ihtiyaçları karşılamak için müşteriler, satıcının ayağına gelecektir. Şu halde onun yapması gereken üretim süreçlerine özen göstermek, iyi bir sunum yapmak ve fiyatı makul tutmak suretiyle rakiplerini geride bırakmaktır.

Pazarlamacı için asıl ‘’challenge’’, potansiyel müşterinin ihtiyaç algısını şekillendirmek, onu manipüle etmektir. Özünde bir ‘’psyop’’tur bu, yani psikolojik operasyon. Her gün karşılaştığımız reklamlarda bu operasyonun türlü biçimlerine maruz kalırız. Psyop türevlerinin ortak özelliği, insan psikolojisini en ince ayrıntılarına kadar analiz etmiş uzmanlar tarafından üretilmiş olmalarıdır. İnsanların ilgi, sevgi, beğenilme/takdir edilme, saygı gibi ihtiyaçları ya da daha mahrem olanları hedef alınır, bunların yerel/bölgesel kültür havzalarında aldığı formlar, günlük ilişkilerde karşılanma biçimleri göz önünde bulundurularak reklamlar üretilir. Kültürde yerellik, büyük çaplı üretim mekanizmaları ve bunlar adına çalışan pazarlamacı için aşılması gereken bir zorluktur. Çünkü mamul ürünün devasa oranlarda seri üretim ve kütlesel pazarlama olanakları, dolayısıyla kâr düşer. İşbu zorluğu aşmak için bir başka stratejiye başvurulur: yerel kültürlerin aşamalı olarak yıpratılması ve günün sonunda yok edilmesi, yerine ortak bir tüketim kültürünün ikamesi. Amerika’dan İsviçre’ye, Güney Afrika Cumhuriyeti’nden Japonya’ya kadar talep bulan kıyafet, içecek, kozmetik ürünü, mobilya, abur cubur ya da dizi/film, kârını maksimize etmek isteyen bir yatırımcı, bir sermayedar için doğrusu iştah kabartıcıdır. Öyleyse ne yapmalı? Basit: talep ettirmeli.

İyi bir pazarlamacı, vakitten ve nakitten tasarruf etmeyi pekiyi bilir. Satılması gereken bu kadar ürün varken sürekli insan teklerinin ihtiyaç algısını şekillendirmekle uğraştığı takdirde vaktin ve nakdin israf olacağını da. İyisi mi bu ameliyeyi, ürünün reklamını gönüllü olarak yapacak ücretsiz çalışanlara devretmeli. Tüketicinin kendisi bulunmaz bir adaydır bu iş için; hem tüketecek, hem pazarlayacak. Bunu sağlayabilmek için pazarlamacı insani ilişkilere odaklanır: aile, dostluk, karşı cinsler arasındaki türlü münasebetler. İnsanların söz konusu ilişkilerden beklentileri her ne ise, yine bir psikolojik operasyon çerçevesinde odağı odur pazarlamacının: beğenilme, ilgi ve itibar görme, saygınlık ve mahrem birtakım ihtiyaçlar… Ürün ya da marka ile müşteri arasında kurulup yaygınlaştırıldığında bu bağın başlattığı döngü, kısa olmayan bir vadede müşteriler arasında işlemeye devam eder. Daha kalıcı olan ise o ürünün kültürde bıraktığı izdir. Bu iz, pazarlamacının sunacağı yeni ürünlerin satışını ve benimsenmesini kolaylaştırıcı bir rol oynar. İşte kültürel hegemonyayı kuran, izlerin yekûnudur. Pazarlamacının ‘’Al gülüm!’’le neyi, nasıl verdiğini konuştuktan sonra nihayet onun, ‘’Ver gülüm!’’ demekle günün sonunda bizden ne aldığını da bulmuş olduk böylece.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Muhafazakâr Feminizmi

 Bu yazıda Türkiye'de 2000'li yıllardan itibaren gelişmeye başlayan, günümüzde dikkate şayan bir etki alanına erişen, teşhisinde geç kalınmış bir gölge ideolojiyi, muhafazakâr feminizmini anlatacağım. Gölge ideoloji diyorum zira bu feminizm türünün bütünlüklü, derinlikli ve özgün bir ajandası yok; onun yerine başka ideolojilerin, amaçların, ajandaların gölgesi niteliğinde olup onlara hizmet etmekten başka işlevi bulunmamaktadır. Muhafazakâr feminizmi, diğer feminizm türleriyle benzer şekilde, Batı’dan gelen neoliberalizm rüzgarından ciddi şekilde etkilenmiş, neoliberal değerler muhafazakâr feministleşmesinin temel dinamiklerini teşkil etmiştir. Bireycilik , birbirini besleyen başarıcılık ve kariyercilik , bu yolda benimsenen performansçılık ve rekabetçilik , insani ilişkiler ve evlilik de dahil olmak üzere yaşamın her alanına ve aşamasına maliyet ve fayda hesabıyla yaklaşan ‘ homo economicus ’ zihniyeti, girişimcilik ve görünürlük yoluyla kendini var etme anlayışı ve kaygıs...

İbn Haldun Üniversitesinde Kemalizm Hortlağı

  Geçtiğimiz 29 Ekim’de (2025) İbn Haldun Üniversitesi ana kampüsteki erkek öğrenci yurdunun pencerelerinden birine kalpaklı Mustafa Kemal resmi asıldığı görüldü. Bu münasebetsizlik haliyle bazı öğrencilerde rahatsızlığa yol açtı. Rahatsızlığın nedeni genel itibariyle bu eylemin geleneksel düşmanlıkları geri çağıran bir nitelikte olmasıydı. Ancak bu tür çağrı ve çağrışımlara derhal kapılmayıp meselenin arka yüzüne eğilmeyi daha sıhhatli buluyorum. Böylece Müslümanların kuvvet ve kabiliyetlerinin kör dövüşlerinde ve gölge bokslarında israf edilmesine mani olunabilir.  Milliyetçiliğin İki Hâli  Halihazırda Türkiye’de iki tür milliyetçilik var; 1) Merkezde, Bonapartizmin güdümündeki şovenist küçük burjuva milliyetçiliği  2) Çevrede, Kemalizmin hayaleti olarak hortlayan tepki milliyetçiliği. Cumhuriyet Türkiyesi’nde milliyetçilik/nasyonalizm, Kemalist kadronun iktidarı ele almasından itibaren uzun bir süre merkezin ideolojisi olarak kaldı. Millet-egemenlik-devlet kav...

Mektuplar 4

Bu mektupta evlilik hakkındaki güncel üç soruya cevap vermeye gayret edeceğim: 1- Evliliği bekleyen tehlikeler ve tehditler nelerdir? 2- Evlilik yolunda bir erkeğin odaklanması gereken temel kriterler nelerdir? 3- Kimle evlenilmez? Karamsarlıkla gerçekçilik arasında ince bir çizgi vardır. O çizgiyi ihlal etmeyi göze almak pahasına evliliğin ve ailenin karşı karşıya olduğu tehlikeleri yapısal düzeyde sıralayacağım: Modern eğitim, hukuk, ekonomi, toplumsal yapı, ana akım ve sosyal medya, modern şehir yaşamı ve tabi bütün bunlarla sarmaş dolaş bir ilişki içerisinde olan neoliberalizm.  Modern Eğitim Modern eğitimin iki temel işlevi vardır:  1- sekülerleştirici modern devlet ve toplum ideolojisini nesle aşılamak 2- kamu ve özel sektör alanlarında istihdama elverişli eleman yetiştirmek Dolayısıyla modern eğitimin tornasından geçmiş insanların duygu ve düşünce dünyasına güçlü bir sekülerleşme tohumu ekilmiş, zihinlerinde istihdam ve kariyer odağı geliştirilmiştir. Sekülerl...