Ana içeriğe atla

İbn Haldun Üniversitesinde Kemalizm Hortlağı

 

Geçtiğimiz 29 Ekim’de (2025) İbn Haldun Üniversitesi ana kampüsteki erkek öğrenci yurdunun pencerelerinden birine kalpaklı Mustafa Kemal resmi asıldığı görüldü. Bu münasebetsizlik haliyle bazı öğrencilerde rahatsızlığa yol açtı. Rahatsızlığın nedeni genel itibariyle bu eylemin geleneksel düşmanlıkları geri çağıran bir nitelikte olmasıydı. Ancak bu tür çağrı ve çağrışımlara derhal kapılmayıp meselenin arka yüzüne eğilmeyi daha sıhhatli buluyorum. Böylece Müslümanların kuvvet ve kabiliyetlerinin kör dövüşlerinde ve gölge bokslarında israf edilmesine mani olunabilir. 


Milliyetçiliğin İki Hâli 

Halihazırda Türkiye’de iki tür milliyetçilik var;

1) Merkezde, Bonapartizmin güdümündeki şovenist küçük burjuva milliyetçiliği 

2) Çevrede, Kemalizmin hayaleti olarak hortlayan tepki milliyetçiliği.


Cumhuriyet Türkiyesi’nde milliyetçilik/nasyonalizm, Kemalist kadronun iktidarı ele almasından itibaren uzun bir süre merkezin ideolojisi olarak kaldı. Millet-egemenlik-devlet kavram üçlüsüyle yeni çatılmış modern devletin hem vasîsi hem de dâîsi yani ideolojik misyoneri olan bu kadro zamanla oligarşik bir yapıya evrildi. Aynı süreçte, çevreyi teşkil eden Anadolulu da -Nevzat Tandoğan’ın deyişiyle “Öküz Anadolulu"-  şehirleşmeye paralel olarak gelişen bir varlığa tekabül etmeye, merkezle ve onun ideolojisiyle diyalektiğe girmeye başladı. Bu diyalektik hikaye bir yandan çevrede giderek yayılan bir kimliği, muhafazakâr milliyetçiliği meydana getirirken diğer yandan ülkenin kapitalistleşme hikayesinin kaçınılmaz çıktılarından olan sınıflaşmayı ve bunun siyasi arenaya yansıyan karmaşık ilişkilerini üretti. Yazının amacı muhafazakâr milliyetçilği, kapitalistleşmeyi, sınıflaşmayı ya da bahsi geçen karmaşık ilişkilerin 20.yy’deki manzarasını derinlemesine ele almak değil, o yüzden devam ediyorum. Artık elimizde iki milliyetçilik türü var: Çevre ve merkez milliyetçiliği. 

21.yüzyılın fecrinde muhafazakâr demokratlar kurdukları geniş bir ittifakla Kemalist oligarşiyi tasfiye ederek merkezde yerlerini aldılar. Söz konusu ittifak köylüleri, küçük ve büyük burjuvayı, İslami Hareket bakiyelerini, Nakşileri, Fethullahçıları, merkez-sağcıları, sol liberalleri, Kürtçüleri, sosyal demokratları içeren geniş bir ağ idi. Çeşitli menfaat grupları, henüz belirmekte olan sınıflar ve ideolojik ya da dini eğilimler arasındaki farklı düzeylerdeki gerilim ve çatışmalarda kimi zaman hakem, kimi zamansa diyalektiğin bir tarafı olarak konumlanan siyasi aktörler, kapitalistleşen Türkiye’nin parlementer demokrasiyle idare edilmesinin bir neticesi olarak rahminde taşımaya başladığı Bonapartizm’i yüzyılın şafağında doğurtmuş oldular. İçinde bulunduğumuz, yüzyılın ikinci çeyreğinin eşiğine gelinen seyirde “İslamcılık gömleği" çıkarılmış, siyasi süreçlerde İslam davasının esamesi yalnızca bonapartist kazanımlara yol verebildiği ölçüde okunur olmuştur. Bu dava Anadolu muhafazakârının burjuvalaşma, güç ilişkilerinde modern devletin sağladığı imkanlardan daha fazla faydalanabilmek adına bürokrasileşme davasının peçesi işlevi görmüş ve tabi neticede paçavralaştırılmıştır. Öyle ya, ne peçe bu kadar flörtü kaldırır ne de artık arsızlaşan flörtöz için peçenin bir anlamı kalır. 

Pekala, başlarda milliyetçilikle kayda değer bir ünsiyeti olmayan hatta milliyetçiliğe karşı keskin düşünce ve tavırları ittifak ağında içeren muhafazakâr demokratlar nasıl oldu da fedaice bir muhafazakâr milliyetçilik üretebildiler? Öyle ki en büyük iddiaları “yerli ve millilik" oldu. Bu soruya doğru cevap verebilmek, küçük burjuvayı tanımakla mümkün. Anadolu sermayesini, eğitim ve hizmet sektörlerini, sosyal medya fenomenliğinden akademisyenliğe birçok meslek grubunu ve kâr getiren meşgaleyi içeren küçük burjuva menfaat hesaplarını din-devlet-düzen söylemlerinin ardına gizler. Kendi menfaatini sürekli olarak dinin ve vatanın menfaati olarak sunmaya çalışır. Çünkü ancak bu yolla ahlaki inisiyatifi elde tutabilecek, karşıtlarına da hain-i din ü devlet yaftası vurabilecektir. Hal böyleyken hiçbirimiz Kürtaj Dede’yi suçlayamayız. Peşine düşülmesi gereken şey, dedemizi kendi grup menfaatinin din ve memleket menfaati olduğuna kimlerin nasıl inandırdığıdır. 


Tepki Milliyetçiliği Olarak Türk Irkçılığı ve Kemalizm

Dolayısıyla muhafazakâr milliyetçiliği bu yönüyle güçlü bir küçük burjuva milliyetçiliği niteliği taşır. Merkeze doğru toplaşan küçük burjuva milliyetçiliğinin karşısına bu defa çevrede aşırı sağcılık, Türk ırkçılığı; İttihatçı jakobenizmini transfer etmeye çalışan, “zulme karşı mukavemet" sloganına sık sık başvuran Kemalist milliyetçilik kisvelerinde tepki milliyetçilikleri üre(til)di. Bu tür milliyetçilik tonlarını genelde merkezden dışlanan menfaat gruplarında; kapitalistleşme-liberalleşme hengamesi içerisinde kendisine varoluş alanı bulamayan, kimlik ve aidiyet krizleri yaşayan, maddi sorunlarla insani ihtiyaçların karşılanamamasından doğan psikolojik zorlanmaları bir arada tecrübe eden, proleterleşen, lümpenleşen gençlerde görüyoruz.

Anlaşılan o ki bu tür milliyetçiliklerin çift taraflı bir güvenlik subabı işlevi var. Egemen unsur açısından bakıldığında bu tür çıkışlar bütün radikal görünümüne ve sözde tehditkâlığına rağmen düzendeki işleyişe esaslı bir itiraz olmak şöyle dursun, bir paralel ideoloji olarak gerçekliğe ilişmeyen, çoğu zaman simülatif kalan mücadele ve muhalefet biçimleri üretmesiyle potansiyel tehditleri oyunsallaştırarak etkisizleştirir. 

Benimseyici açısından ele alırsak, çevre milliyetçisi yaptığı sembolik muhalefetler ve hakikatsiz meydan okumalarla düzen diyalektiğinde kendine bir varoluş atfetmiş, eser miktarda tecrübi tatmin sağlamış olur. Böylece düzenin kendisini iteklediği narsistik debelenmeden -yeni neslin yaygın vakası budur- kısa süreliğine alabilir. Bütün bunları yaparken yine düzenin kendisine sağladığı çürütücü konfor alanını korumuş, sahibi olduğunu düşündüğü -buna gelecek fantazileri de dahil- hiçbir şeyi tehlikeye atmamış olur.

Simulakrum Düşman

İşte, İbn Haldun Üniversitesi erkek öğrenci yurdunun pencerelerinden birinde kısa bir süre görünüp kaybolan Kalpaklı Mustafa Kemal resmini bahsi geçen çevre milliyetçiliği üzerinden okumak, bunun kısır bir varoluşun ifadesi olduğunu tespit etmek gerekiyor. Bu kısırlaştırılmış zihin, Kemalist devrimlerin izinde olduğunu ilan ettiğinde esasen kendi kafasında kurgulanan -kurguladığı değil- bir simülakrum düşman’a meydan okumaktadır. Genellikle Ak Parti ve onun uzantısı olan kuruluşlarla özdeşleştirilen bu düşmanın kendi civarında bir yerde siyasi bir mevcudiyet halinde Kemalist devrimleri yok etmeye çalıştığına inanıyor muhtemelen. Mahkum edildiği kısırlık müsaade etmiyor ki anlasın; 21.yüzyılda Türkiye’de Kemalist devrimleri yok edecek herhangi bir siyasi mevcudiyet boy göstermemiştir. Esasen muhafazakâr demokratlar bir burjuva demokratik devrimi yaparak Kemalist devrimlerin açtığı yolda bir başka aşamaya geçmiş, böylece onları yok olmaktan kurtarmıştır. Aksi senaryoda Kemalizmin tarihsel gidişat karşısındaki ahmakça ve tutarsız tutunmacası sert bir darbeyle kırılacaktı. 


Kemalist İlahiyattan Kemalist Hortlağa

Dinazor Kemalistler, tarihsel bir vaka olarak değil bir ilahiyat olarak Kemalizmin çürüyüş sürecini “İslamcı" mevcudiyetin didinmesiyle ilişkilendirmekte ısrar ederler. Hayatları boyunca Kemalist ideoloji tarafından erkekleştirilen, yaşlanınca bu erkekliği nereye koyacağını bilemeyen zavallı Cumhuriyet Teyze’lerin yaşamlarıyla birlikte anlam dünyalarının da tükeniyor oluşuna kahırlanırlar iken “kahrolsun şeriat!” diye haykırışlarını çok duymuştuk. Öyle ya, Kemalist ilahiyatın kendi tarihsel konum ve müktesebatının içerdiği çelişkiler ve yüzeysel tutturmacalar yüzünden değil, bir düşmanın gadrine uğrayarak zayıfladığı inancından bir haysiyet devşirilebilirdi. 

Gelgelelim yeniler, İbn Haldun Üniversitesi’nde önümüze hortlak koyanları gibiler; bunlar Paşa’a aşık imişler de ilan-ı aşk ediyorlarmış değiller. Yani ciddi ve cibiliyetli bir fikri ve siyasi muhalif tavırla karşıya değiliz, ki bunu da özlüyoruz. Zira bizim Müslümanlar olarak da en büyük yoksunluğumuz muhalefetsizliğimiz, isyansızlığımızdır. 

Meseleye bu manzaradan bakınca “yazık" diyorum, “Paşa’ya yazık”. Davasını tahakkuk ettirmek için ömrünü harcamış, bu uğurda onca meşakkate katlanmış; klikler komplolar kurmuş, bir komitacı beni kurşunlayacak mı diye uykusuz geceler geçirmiş, yaşadığı stres ve buhranlar sigara ve içkiye adeta gömmüş onu. Ne bilsin, yüz yıl sonra İbn Haldun Üniversitesi’nde bir gavurcuk* kafasındaki düşmanlık senaryosunda kendisini hortlak olarak oynatacak?



* Rivayete göre İstanbul’un fethinden önce, şehirde bulunan Müslüman mahallesinde yaşayan bir mübarek zat vardı. Bu zat Rum çocuklarına pek şefkatli davranmasıyla, onlara sürekli şeker dağıtmasıyla bilinirdi. Şehir Sultan Mehmed’in ordusu tarafından kuşatılıp top atışları başladığında Rumlar telaşa kapılmış, Rum çocukları da o hengamede bu zata sığınmak maksadıyla etrafına üşüşmüşlerdi. Mübarek de o anlarda çocuklara bir zarar gelmesinden endişe ederek “Aman gavurcuklarıma bir şey olmasın!” diye söylenmeye başlamıştı. 


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Muhafazakâr Feminizmi

 Bu yazıda Türkiye'de 2000'li yıllardan itibaren gelişmeye başlayan, günümüzde dikkate şayan bir etki alanına erişen, teşhisinde geç kalınmış bir gölge ideolojiyi, muhafazakâr feminizmini anlatacağım. Gölge ideoloji diyorum zira bu feminizm türünün bütünlüklü, derinlikli ve özgün bir ajandası yok; onun yerine başka ideolojilerin, amaçların, ajandaların gölgesi niteliğinde olup onlara hizmet etmekten başka işlevi bulunmamaktadır. Muhafazakâr feminizmi, diğer feminizm türleriyle benzer şekilde, Batı’dan gelen neoliberalizm rüzgarından ciddi şekilde etkilenmiş, neoliberal değerler muhafazakâr feministleşmesinin temel dinamiklerini teşkil etmiştir. Bireycilik , birbirini besleyen başarıcılık ve kariyercilik , bu yolda benimsenen performansçılık ve rekabetçilik , insani ilişkiler ve evlilik de dahil olmak üzere yaşamın her alanına ve aşamasına maliyet ve fayda hesabıyla yaklaşan ‘ homo economicus ’ zihniyeti, girişimcilik ve görünürlük yoluyla kendini var etme anlayışı ve kaygıs...

Mektuplar 4

Bu mektupta evlilik hakkındaki güncel üç soruya cevap vermeye gayret edeceğim: 1- Evliliği bekleyen tehlikeler ve tehditler nelerdir? 2- Evlilik yolunda bir erkeğin odaklanması gereken temel kriterler nelerdir? 3- Kimle evlenilmez? Karamsarlıkla gerçekçilik arasında ince bir çizgi vardır. O çizgiyi ihlal etmeyi göze almak pahasına evliliğin ve ailenin karşı karşıya olduğu tehlikeleri yapısal düzeyde sıralayacağım: Modern eğitim, hukuk, ekonomi, toplumsal yapı, ana akım ve sosyal medya, modern şehir yaşamı ve tabi bütün bunlarla sarmaş dolaş bir ilişki içerisinde olan neoliberalizm.  Modern Eğitim Modern eğitimin iki temel işlevi vardır:  1- sekülerleştirici modern devlet ve toplum ideolojisini nesle aşılamak 2- kamu ve özel sektör alanlarında istihdama elverişli eleman yetiştirmek Dolayısıyla modern eğitimin tornasından geçmiş insanların duygu ve düşünce dünyasına güçlü bir sekülerleşme tohumu ekilmiş, zihinlerinde istihdam ve kariyer odağı geliştirilmiştir. Sekülerl...