Ana içeriğe atla

Evrim ve Etik: Herbert Spencer'da Davranış ve Ahlak İlişkisi - 2) Davranışın Evrimi

 


    Önceki bölümde Herbert Spencer'in, insan davranışlarının etik bağlamını soruşturabilmek adına tespit ettiği yöntemsel koşullara değindik. Buna göre, ahlaki davranış hakkında konuşabilmenin öncelikli şartı, davranış dediğimiz eylemler terkibinin mahiyetini açığa çıkarmaktır. Bunun içinse davranışı sergileyen canlının evrim hikayesine odaklanılmalıdır.  Çünkü içerik ve nitelik bakımından davranışlar, bunları ortaya koyan canlının yapısal özellikleriyle doğrudan ilişkili olup bunların toplamı o canlının ihtiyaç ve kabiliyet kümesini yansıtır.

    Davranışın evrimini açıklayabilmek için yapı (structure), işlev (function) ve davranış (conduct) arasındaki ilişkinin belirginleştirilmesi gerekmektedir. Bir davranışın gerçekleştirilmesi, onu icra eden yapının organlarıyla ve bu organların fonksiyonlarıyla mümkün olmaktadır. Fonksiyonun tezahürü organların kapasitesine, organların kapasitesi ise yapının durumuna bağlıdır. Öyleyse, karmaşık süreçler içeren bir davranışın aynı ölçüde gelişmiş organlara sahip bir yapı tarafından ortaya konulması beklendiği gibi söz konusu davranışın şimdiki haline evirilebilmesi için öncelikle yapının evirilmesi zorunludur.

Bu bağlamda, sırasıyla infusorıum, rotifer ve kafadanbacaklılar örneklerinde yapısal değişimin bir sonucu olarak davranışın evrim süreci aşamalı şekilde ele alınabilir. Bu süreç rastlantısallıktan amaçlılığa doğru olduğu gibi çevresel faktörlerin organizma üzerindeki belirleyici etkisinin ve eylemlerini yönlendirici gücünün organizmanın etkinliği lehine azaldığı bir seyri ifade eder. Bununla birlikte söz konusu etkinliğin çevreden bağımsızlaşmak yerine dış şartlara giderek daha iyi uyum sağlama, eylemleri hayatta kalma –yiyeceğe ulaşma ve tehlikelerden korunma– amacına uygun şekilde ayarlama biçiminde anlaşılması gerekir.

  Eylemlerin amaçlara göre düzenlenmesi (adjustment of acts to ends) konusunda türleri bir gelişmişlik hiyerarşisine yerleştirmek mümkün olduğu gibi aynı tür içerisinde de benzer bir sıradüzenin varlığından söz edilebilir. Türler arasında ya da aynı tür içerisindeki hiyerarşi, eylem-amaç uyumunun gelişmişliğine atıf yapan bir neticedir. Yine bir canlının uyum göstermedeki başarısı, onunla aynı ya da başka türden bir canlının bu konudaki başarısızlığını zorunlu olarak doğurmalıdır. Etçillerin yaşayabilmesi, otçulların ölmesine; bir yavrunun büyüyebilmesi bir başka yavrunun annesiz kalmasına bağlıdır.

Aynı tür içerisindeki rekabet her ne kadar daha az göze batsa da benzer sonuçlar verir. Güçlü olanlar zayıfların yakaladığı avı ele geçirir, azman olanlar belli avlanma sahalarında tekel kurarak diğerlerini buralardan kovalarlar. Otçul türler içerisinde de bu tür davranışlar gözlenir. Sonuçta türün daha güçsüz üyeleri besin yetersizliğinden dolayı büsbütün çöker ya da tehditlere karşı koyamayacak denli çelimsiz hale gelerek kolayca alt edilirler.

Türler ve aynı türün üyeleri arasındaki rekabet ilişkisi davranış hakkında şu birkaç önermeye ulaştırıyor bizi:

- Davranışın evrim süreci diyalektiktir, karşıt davranışlardan daha gelişmiş bir davranışa ulaşılır.

- Rekabet sürdükçe türlerin ve dolayısıyla davranışların evrimi devam edecektir.

- Her davranış eksik evrimleşmiştir; mükemmel davranış, diyalektiğin, dolayısıyla mücadelenin sonlanması anlamına gelir. Bu da mutlak barış ortamını yaratır.

    İnsan türü özelinde bu sıradüzen, uygar ırk ile vahşi ırklar arasında kendini gösterir. Besin ve giyecek temini, konut inşası gibi temel ihtiyaçlar başta olmak üzere bunları sağlama doğrultusunda kullanılan yöntemler, karmaşık üretim ve işleme süreçlerinde uygulanan iş bölümü, hammaddenin elde edilmesi ve işlenmiş ürünlerin dağıtımı konularında olduğu gibi çatışma durumlarında benimsenen stratejilerin çeşitliliği ve bütün bu alanlarda günden güne kaydedilen gelişme, eylem-amaç ilişkisi bağlamında uygar insanın geldiği noktayı ortaya koyar. Aynı alanlarda vahşilerin hareket tarzlarını gözlemlediğimizde sözü edilen hiyerarşi açığa çıkacaktır.

    Sonraki bölümde iyi ve kötü kavramlarının çağrışımları üzerinde duracak, bunların insan davranışları açısından ne ifade ettiğini konuşacağız. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Muhafazakâr Feminizmi

 Bu yazıda Türkiye'de 2000'li yıllardan itibaren gelişmeye başlayan, günümüzde dikkate şayan bir etki alanına erişen, teşhisinde geç kalınmış bir gölge ideolojiyi, muhafazakâr feminizmini anlatacağım. Gölge ideoloji diyorum zira bu feminizm türünün bütünlüklü, derinlikli ve özgün bir ajandası yok; onun yerine başka ideolojilerin, amaçların, ajandaların gölgesi niteliğinde olup onlara hizmet etmekten başka işlevi bulunmamaktadır. Muhafazakâr feminizmi, diğer feminizm türleriyle benzer şekilde, Batı’dan gelen neoliberalizm rüzgarından ciddi şekilde etkilenmiş, neoliberal değerler muhafazakâr feministleşmesinin temel dinamiklerini teşkil etmiştir. Bireycilik , birbirini besleyen başarıcılık ve kariyercilik , bu yolda benimsenen performansçılık ve rekabetçilik , insani ilişkiler ve evlilik de dahil olmak üzere yaşamın her alanına ve aşamasına maliyet ve fayda hesabıyla yaklaşan ‘ homo economicus ’ zihniyeti, girişimcilik ve görünürlük yoluyla kendini var etme anlayışı ve kaygıs...

İbn Haldun Üniversitesinde Kemalizm Hortlağı

  Geçtiğimiz 29 Ekim’de (2025) İbn Haldun Üniversitesi ana kampüsteki erkek öğrenci yurdunun pencerelerinden birine kalpaklı Mustafa Kemal resmi asıldığı görüldü. Bu münasebetsizlik haliyle bazı öğrencilerde rahatsızlığa yol açtı. Rahatsızlığın nedeni genel itibariyle bu eylemin geleneksel düşmanlıkları geri çağıran bir nitelikte olmasıydı. Ancak bu tür çağrı ve çağrışımlara derhal kapılmayıp meselenin arka yüzüne eğilmeyi daha sıhhatli buluyorum. Böylece Müslümanların kuvvet ve kabiliyetlerinin kör dövüşlerinde ve gölge bokslarında israf edilmesine mani olunabilir.  Milliyetçiliğin İki Hâli  Halihazırda Türkiye’de iki tür milliyetçilik var; 1) Merkezde, Bonapartizmin güdümündeki şovenist küçük burjuva milliyetçiliği  2) Çevrede, Kemalizmin hayaleti olarak hortlayan tepki milliyetçiliği. Cumhuriyet Türkiyesi’nde milliyetçilik/nasyonalizm, Kemalist kadronun iktidarı ele almasından itibaren uzun bir süre merkezin ideolojisi olarak kaldı. Millet-egemenlik-devlet kav...

Mektuplar 4

Bu mektupta evlilik hakkındaki güncel üç soruya cevap vermeye gayret edeceğim: 1- Evliliği bekleyen tehlikeler ve tehditler nelerdir? 2- Evlilik yolunda bir erkeğin odaklanması gereken temel kriterler nelerdir? 3- Kimle evlenilmez? Karamsarlıkla gerçekçilik arasında ince bir çizgi vardır. O çizgiyi ihlal etmeyi göze almak pahasına evliliğin ve ailenin karşı karşıya olduğu tehlikeleri yapısal düzeyde sıralayacağım: Modern eğitim, hukuk, ekonomi, toplumsal yapı, ana akım ve sosyal medya, modern şehir yaşamı ve tabi bütün bunlarla sarmaş dolaş bir ilişki içerisinde olan neoliberalizm.  Modern Eğitim Modern eğitimin iki temel işlevi vardır:  1- sekülerleştirici modern devlet ve toplum ideolojisini nesle aşılamak 2- kamu ve özel sektör alanlarında istihdama elverişli eleman yetiştirmek Dolayısıyla modern eğitimin tornasından geçmiş insanların duygu ve düşünce dünyasına güçlü bir sekülerleşme tohumu ekilmiş, zihinlerinde istihdam ve kariyer odağı geliştirilmiştir. Sekülerl...