Ana içeriğe atla

Evrim ve Etik: Herbert Spencer'da Davranış ve Ahlak İlişkisi 3) İyi ve Kötü Davranış

 



Bir kelimenin anlamını tespit etmenin en iyi yolu, onun farklı bağlamlardaki kullanım biçimlerini karşılaştırarak bunların ortak noktalarını bulmaktır. Bu yöntemi kullanarak iyi ve kötü sözcüklerinin hangi anlamları imlediğine bir bakalım:

Cansız varlıklar açısından düşünüldüğünde iyi ve kötü, nesnelerin özde içerdikleri şeyler değil, insanların belli amaçlara ulaşmak üzere nesneleri araç kılmalarının ardından bahis konusu olan niteliklerdir. Sözgelimi iyi bir bıçak, kesebilendir; iyi bir şemsiye yağmurdan koruyan ve bu işlevi uzun süre görebilen; iyi bir silah, menzili uzun ve isabet oranı yüksek olandır. Kötü olma durumu ise nesnelerin, onlara yüklenilen amaçlara ulaştırma konusundaki yetersizliklerini ifade eder. Kötü bir çizme, ayakları gerektiği gibi koruyamaz; kötü bir baltayla odun kırmak epey zahmet verecektir. Kötü bir yastık ise rahat bir uyku çekmeye elverişli değildir. Benzer şekilde, koşulları nitelerken de aynı kıstas geçerlidir. İçinde bulunduğumuz durumu iyi ve kötü olmak bakımından nitelerken açık ya da örtük biçimde amaçlara atıf yaparız. Sözgelimi herhangi bir günde havanın iyi ya da kötü oluşunu amaçlarımıza göre tespit ederiz; soğuk ve karlı bir gün piknik yapmak için kötü, kayak mevsimini bekleyenler içinse iyi bir gündür.

Canlılar söz konusu olduğunda da insanoğlunun ölçütü yine kendilerine sağlayabildikleri faydadır. Süt ve et verimi yüksek olan ineğin iyi; hızlı koşamayan, çelimsiz ya da huysuz bir atın kötü olduğu söylenir. İnsani faaliyetlerde ise, belirli bir faaliyet alanı için kabul edilen başarı kriterlerini karşılayan davranışlar iyi, karşılayamayanlarsa kötü olarak nitelenir. İyi yüzmek, iyi yemek yapmak, iyi elbise dikmek ya da kötü araba sürmek, kötü duvar örmek gibi… Elbette iyi ve kötünün bu tür kullanımlarında ahlaki bir muhteva söz konusu değildir.

Gelgelelim ahlak bağlamında karşımıza çıkan iyi ve kötü kavramları da içerik bakımından, yani amaçlara uygunluk derecesinin ifadesi olma noktasında yukarıdaki kullanımlardan pek farklı değildir. Bu örtük gerçeği ortaya koymak için ahlaki bağlamı olan, değer yüklenen insan davranışlarını amaçlarına göre üç temel formda ele alabiliriz:

1- Bireysel yaşamı korumaya ve sürdürmeye yönelik davranışlar

Açıklayıcı olacağına inandığımız için örnekler üzerinden gitmeye devam ediyoruz. Savaş sırasında düşmanıyla mücadele eden bir adam, savaşın nihai amacını konu dışı tutacak olursak, eğer kendini koruyup düşmanı savuşturmada başarılı olduysa onun iyi bir davranışta bulunduğu düşünülür. Bir iş adamına, iş adamı olmak bağlamında atfedilen iyilik, alım satım faaliyetindeki yeteneğiyle ve bu şekilde alanında sağladığı avantajla ölçülür. İflas eden arkadaşına üst üste borç veren birinin övgüye layık bir iş yaptığı varsayılır ancak bu davranışı kendisini iflasa sürüklerse adamımız bu defa kendi mahvına yol açan bu davranışından dolayı ayıplanacaktır. Kasıtlı olarak uzun süre aç kalmak suretiyle kendisini zayıf düşürmek, manasızca hayatını tehlikeye atmak ya da intihar etmek de ayıplanacak türden, yani kötü birer davranış olarak görülür.

 2- Nesli devam ettirmeye yönelik davranışlar

Ebeveynlerin çocuk yetiştirirken sergilediği davranışların bütünü bu kapsama girer. Neslin devamına hizmet eden bakım, besleme, giydirme, güvenliği temin etme, çocukları dış koşullara uyum sağlayarak uzun bir hayat sürebilecek donanımda yetiştirme ve onların ruh sağlığını koruma gibi davranışlar bu anlamda iyi davranışlar olarak değerlendirilir; tersi yönde davranışlar ise kötü addedilir.

           3- Hemcinslerinin yaşam koşullarını iyileştirmeye yönelik davranışlar

         Yaşamını ancak sosyal ilişkiler ağı içerisinde sürdürebileceğini kavrayan insan soyu, bu ilişkilerin korunmasına ve güçlenmesine hizmet eden davranışlara ahlaki anlamda olumlu nitelik atfetmişlerdir. Tersi yöndekiler ise sosyal ağa verdiği zarar ölçüsünde, daha doğru bir ifadeyle herhangi bir topluluğun zarar algısında karşılık geldiği düzey nispetinde tepkiyle karşılanır, cezaya müstehak görülür.

    Özetle, yukarıda zikredilen üç amacın gerçekleştirilmesine hizmet eden davranışlar iyi,  bunlara bir şekilde mani olabilecek davranışlar kötü olarak bilinir.

    Bu formlar öncelik bakımından içeriden dışarıya, kişinin kendisinden ötekilere doğru açılan bir sıradüzene sahiptir. Kişi kendi yaşamını korumaya aldıktan sonra artık türün devamlılığına odaklanabilir. Ardından bu iki amacı daha olumlu şartlarda gerçekleştirebilmek için toplumsal alanın korunup sürdürülmesi yönünde çaba gösterir.

    Bu üç formda iyi olarak nitelenen davranışlar, kötü olarak imlenenlere kıyasla evrimsel açıdan daha gelişmiştir. Herhangi bir gelişmişlik seviyesinde iyi addedilen davranışlar, temelde kendini koruma ve bireysel yaşamın sürdürülmesi amacının tezahürleridir. Bununla birlikte her üç amacın da hesaba katıldığı bir değerlendirmede uygunluk vasfını koruyabilen davranışların en iyi oldukları düşünülür.

    Gelgelelim, ahlaka dair bütün bu hükümlerin altında temel ve aslında güdüsel olduğunu düşünebileceğimiz bir varsayım yatmaktadır: Yaşam iyi, ölüm kötüdür. Peki, sahiden böyle midir bu? Herhangi bir etik tartışmasına girişmeden önce bu varsayım hakkında konuşmak, yapmakta olduğumuz soruşturmada sağlıklı sonuçlara ulaşabilmek adına son derece önemlidir.

Pek çoğumuzun sormaktan ya da cevabını duymaktan çekineceği bir soruyla başlayalım: Yaşam, yaşanmaya değer midir? Bu soruya cevap verenleri iki grupta toplayabiliriz; kötümserler ve iyimserler. Kötümserlere göre yaşamı sürdürmek bir hatadır ve buna yönelik bütün çabalar kötü davranış sınıfında değerlendirilmelidir. Zira her türlü yaşam örneğinde müşahede edeceğimiz bir gerçek varsa o da acıların hazlardan çok daha fazla olduğu, hüsranın umuda galebe çaldığıdır. Yolculuğun sonunda canlıyı karşılayacak ölüm de büyük ihtimalle acı ve dehşet yüklüdür. İyimserlere göre ise yaşamdaki iyilikler, kötülükleri aşar; doğadaki denge canlı varlıkların lehinedir ve gelecekte bu denge canlıların yararına bir seyirde değişmeye devam edebilir.

      Her iki görüş de yaşamın yaşanmaya değer olup olmadığına ilişkin külli cevaplara sahiptir ve bunlara temel teşkil eden ortak varsayım şudur: Bu sorunun cevabı, yaşam tecrübesinin bizde uyandırabileceği hislerin hangi yönde ağır bastığına bakılarak verilir. Birey, aile ve toplum bazında acıların ya da hazların baskın çıktığına dair verilen hüküm, soruya verilecek cevabı belirler. Diğer yandan bir davranışın iyi ya da kötü oluşunun tespiti, onun bir bütün olarak yaşama etkisine bakılmak suretiyle yapılır. Eğer yaşamdaki ıstıraplar hazları aşıyorsa yaşam, yaşanmaya değer değildir; yok eğer tersi söz konusuysa yaşam, yaşanmaya değerdir.

                Herhangi bir ahiret düşüncesi devreye girdiğinde de bu durum değişmez. Bir akide, bir öğreti dâhilinde karşımıza çıkan, yaşamın sürdürülmesi gerektiği önermesi, bu hayatta çekilen ıstırapların öte tarafta mutlulukla telafi edileceği inancından asla ayrı düşünülmez. Sözgelimi, bütün zorluklara ve sıkıntılara göğüs gererek bu hayatta ne kadar erdemli, faziletli olursak olalım öte tarafta bir karşılık bulamayacağımızı, buna rağmen kendisine inanmamız gerektiğini söyleyen bir misyonere hiçbirimiz meyletmez; böylesi bir inanca sahip olmayı asla anlaşılır bulmayız. Bu yüzdendir ki iyiliğin ve kötülüğün anlamlarını üçüncü bir açıklama olarak kendisinde bulabileceğimiz yegane zeminden, yarattığı canlıların çektiği acıları seyretmekten zevk alan bir tanrı tasvirinden çoğunlukla kaçınırız.

    Neticede anlaşılıyor ki iyi ve kötü kavramları doğrudan yahut dolaylı şekilde ama mutlaka haz ve acıyla alakalıdır. Herhangi bir ahlaki öğretiyi dikkatlice incelediğimizde bu iki temel unsur karşımıza çıkacaktır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Muhafazakâr Feminizmi

 Bu yazıda Türkiye'de 2000'li yıllardan itibaren gelişmeye başlayan, günümüzde dikkate şayan bir etki alanına erişen, teşhisinde geç kalınmış bir gölge ideolojiyi, muhafazakâr feminizmini anlatacağım. Gölge ideoloji diyorum zira bu feminizm türünün bütünlüklü, derinlikli ve özgün bir ajandası yok; onun yerine başka ideolojilerin, amaçların, ajandaların gölgesi niteliğinde olup onlara hizmet etmekten başka işlevi bulunmamaktadır. Muhafazakâr feminizmi, diğer feminizm türleriyle benzer şekilde, Batı’dan gelen neoliberalizm rüzgarından ciddi şekilde etkilenmiş, neoliberal değerler muhafazakâr feministleşmesinin temel dinamiklerini teşkil etmiştir. Bireycilik , birbirini besleyen başarıcılık ve kariyercilik , bu yolda benimsenen performansçılık ve rekabetçilik , insani ilişkiler ve evlilik de dahil olmak üzere yaşamın her alanına ve aşamasına maliyet ve fayda hesabıyla yaklaşan ‘ homo economicus ’ zihniyeti, girişimcilik ve görünürlük yoluyla kendini var etme anlayışı ve kaygıs...

İbn Haldun Üniversitesinde Kemalizm Hortlağı

  Geçtiğimiz 29 Ekim’de (2025) İbn Haldun Üniversitesi ana kampüsteki erkek öğrenci yurdunun pencerelerinden birine kalpaklı Mustafa Kemal resmi asıldığı görüldü. Bu münasebetsizlik haliyle bazı öğrencilerde rahatsızlığa yol açtı. Rahatsızlığın nedeni genel itibariyle bu eylemin geleneksel düşmanlıkları geri çağıran bir nitelikte olmasıydı. Ancak bu tür çağrı ve çağrışımlara derhal kapılmayıp meselenin arka yüzüne eğilmeyi daha sıhhatli buluyorum. Böylece Müslümanların kuvvet ve kabiliyetlerinin kör dövüşlerinde ve gölge bokslarında israf edilmesine mani olunabilir.  Milliyetçiliğin İki Hâli  Halihazırda Türkiye’de iki tür milliyetçilik var; 1) Merkezde, Bonapartizmin güdümündeki şovenist küçük burjuva milliyetçiliği  2) Çevrede, Kemalizmin hayaleti olarak hortlayan tepki milliyetçiliği. Cumhuriyet Türkiyesi’nde milliyetçilik/nasyonalizm, Kemalist kadronun iktidarı ele almasından itibaren uzun bir süre merkezin ideolojisi olarak kaldı. Millet-egemenlik-devlet kav...

Mektuplar 4

Bu mektupta evlilik hakkındaki güncel üç soruya cevap vermeye gayret edeceğim: 1- Evliliği bekleyen tehlikeler ve tehditler nelerdir? 2- Evlilik yolunda bir erkeğin odaklanması gereken temel kriterler nelerdir? 3- Kimle evlenilmez? Karamsarlıkla gerçekçilik arasında ince bir çizgi vardır. O çizgiyi ihlal etmeyi göze almak pahasına evliliğin ve ailenin karşı karşıya olduğu tehlikeleri yapısal düzeyde sıralayacağım: Modern eğitim, hukuk, ekonomi, toplumsal yapı, ana akım ve sosyal medya, modern şehir yaşamı ve tabi bütün bunlarla sarmaş dolaş bir ilişki içerisinde olan neoliberalizm.  Modern Eğitim Modern eğitimin iki temel işlevi vardır:  1- sekülerleştirici modern devlet ve toplum ideolojisini nesle aşılamak 2- kamu ve özel sektör alanlarında istihdama elverişli eleman yetiştirmek Dolayısıyla modern eğitimin tornasından geçmiş insanların duygu ve düşünce dünyasına güçlü bir sekülerleşme tohumu ekilmiş, zihinlerinde istihdam ve kariyer odağı geliştirilmiştir. Sekülerl...