Ana içeriğe atla

Kriton – Ahde Vefa


    İdam edilmesinden önceki son saatlerinde dahi kendisini ziyarete gelen yakın dostlarıyla felsefi konuşmalar yapmaya devam eden Sokrates, hakkında çoğunluğun verdiği işbu kararın onu suçlu yapmayacağını, yine çoğunluğun kınamalarına itibar etmemek gerektiğini ayrıntılı biçimde örneklerle anlatır Kriton’da. Böylece demokrasiye doğrudan bir tenkit de yöneltmiş olur. Kimin sözü dikkate alınmalı? Hakkında neredeyse hiçbir şey bilmediği konulara dair görüş bildiren yığınların mı? Yoksa bilgi sahibi olan tek bir kişininki mi? Yığınlar kördür, öylesine yaşarlar. İtibar bilgiye ve ehliyete olmalıdır. İyinin, güzelin ve doğrunun ölçüsü elbette çoğunluk değildir. 

    Çoğunluğun zorbalığı karşısına ‘iyi yaşam’ı çıkarır Filozof. Yığınlar ölümle tehdit edebilir kişiyi, bu durumda tercih edilmesi gereken yaşam değil, iyi yaşam olmalıdır. Öyle ya, iyi terk edildikten sonra yaşıyor olmanın ne kıymeti var?

    Bununla birlikte o, anlaşmaya sadık kalmayı da iyi yaşamın, erdemliliğin bir şartı olarak görür. Gençlik yıllarında edilen yurttaşlık yemini sırasında yasalara ve mahkemelerin kararlarına uyulacağına dair verilen taahhüdü kastediyoruz. Burada Sokrates kendisiyle çelişiyor gibidir: Bir yandan çoğunluğun bilge ve ehil olmadığı konularda görüş bildirmesinden ve onlarım rastgele bir yaşam süredurduğundan dem vurur, diğer yandan çoğunluğun yaptığı yasalara ve mahkemelerde verdiği kararlara aykırı davranmayı yanlış bulur. Ne ki onun bu konuda dikkate aldığı şey çoğunluğun görüşü değil, yasaların saygınlığının korunması gerekliliğidir. Zira yasalar ve yasallık itibarsızlaşırsa Polis ayakta kalamaz.

    Yasalara çok şey borçludur Sokrates: onlar sayesinde meydana gelmiş, yetişmiş, eğitim görmüş ve daha birçok ihtiyacını karşılamıştır. Yasalardan faydalanırken onlara itiraz etmeyen bir kimse, yasalar kendisinin aleyhine döndüğünde isyan ederse erdem bunun neresindedir? Benzer nedenden dolayı bir çelişki olduğunu seziyoruz yine. İyi, doğru ve güzelin ölçüsü çoğunluk değilse yasaların ölçüsü de çoğunluğun görüşü olmamalı. Bazı yasalar iyi, doğru ve güzele nispetle meşru olup aynı zamanda çoğunluğun onayını alabilirken diğer bazıları aynı nispetle meşruiyeti haiz bulunmasına rağmen çoğunluk tarafından yadırganabilir. Şu halde bazı yasalara uymak erdemli bir davranışken bazılarına uymak kötülükten başka bir nitelemeyi hak etmez. Ayrıca kötü yasalara uymak polisi ayakta tutmak bir yana, onu çöküşe götürür. Dolayısıyla yasalara uymak, kimi zaman polise ihanet etmek anlamına gelecektir. Sokrates’in bu soruna önerdiği çözüm, yasal sınırlar içerisinde kalarak sorunlu hükümlerin değiştirilmesi için vatandaşları iknaa çabalamaktır. Yasaları çiğnemek, hele ki şiddete başvurmak kesinlikle kabul edilemez. Üstelik yasalar, Atina’nın idare tarzını ve geleneklerini beğenmeyenleri servetlerini de alarak polisi terk etmekte özgür bırakmıştır. Öyleyse Atina’da kalan bir kimse, yasalara ve yurttaşların inançlarına saygı göstermeyi, böyle yapmadığı takdirde hakkında verilen cezaya razı olacağını kabul etmiştir. Bu bahiste anahtar kelimemiz ‘’antlaşma’’dır. Sokrates’in yasalara ve hakkında verilen hükme gösterdiği rızanın ardında yurttaşlarla yaptığı antlaşmaya uymanın erdemli bir davranış olduğu inancı yatar.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Muhafazakâr Feminizmi

 Bu yazıda Türkiye'de 2000'li yıllardan itibaren gelişmeye başlayan, günümüzde dikkate şayan bir etki alanına erişen, teşhisinde geç kalınmış bir gölge ideolojiyi, muhafazakâr feminizmini anlatacağım. Gölge ideoloji diyorum zira bu feminizm türünün bütünlüklü, derinlikli ve özgün bir ajandası yok; onun yerine başka ideolojilerin, amaçların, ajandaların gölgesi niteliğinde olup onlara hizmet etmekten başka işlevi bulunmamaktadır. Muhafazakâr feminizmi, diğer feminizm türleriyle benzer şekilde, Batı’dan gelen neoliberalizm rüzgarından ciddi şekilde etkilenmiş, neoliberal değerler muhafazakâr feministleşmesinin temel dinamiklerini teşkil etmiştir. Bireycilik , birbirini besleyen başarıcılık ve kariyercilik , bu yolda benimsenen performansçılık ve rekabetçilik , insani ilişkiler ve evlilik de dahil olmak üzere yaşamın her alanına ve aşamasına maliyet ve fayda hesabıyla yaklaşan ‘ homo economicus ’ zihniyeti, girişimcilik ve görünürlük yoluyla kendini var etme anlayışı ve kaygıs...

İbn Haldun Üniversitesinde Kemalizm Hortlağı

  Geçtiğimiz 29 Ekim’de (2025) İbn Haldun Üniversitesi ana kampüsteki erkek öğrenci yurdunun pencerelerinden birine kalpaklı Mustafa Kemal resmi asıldığı görüldü. Bu münasebetsizlik haliyle bazı öğrencilerde rahatsızlığa yol açtı. Rahatsızlığın nedeni genel itibariyle bu eylemin geleneksel düşmanlıkları geri çağıran bir nitelikte olmasıydı. Ancak bu tür çağrı ve çağrışımlara derhal kapılmayıp meselenin arka yüzüne eğilmeyi daha sıhhatli buluyorum. Böylece Müslümanların kuvvet ve kabiliyetlerinin kör dövüşlerinde ve gölge bokslarında israf edilmesine mani olunabilir.  Milliyetçiliğin İki Hâli  Halihazırda Türkiye’de iki tür milliyetçilik var; 1) Merkezde, Bonapartizmin güdümündeki şovenist küçük burjuva milliyetçiliği  2) Çevrede, Kemalizmin hayaleti olarak hortlayan tepki milliyetçiliği. Cumhuriyet Türkiyesi’nde milliyetçilik/nasyonalizm, Kemalist kadronun iktidarı ele almasından itibaren uzun bir süre merkezin ideolojisi olarak kaldı. Millet-egemenlik-devlet kav...

Mektuplar 4

Bu mektupta evlilik hakkındaki güncel üç soruya cevap vermeye gayret edeceğim: 1- Evliliği bekleyen tehlikeler ve tehditler nelerdir? 2- Evlilik yolunda bir erkeğin odaklanması gereken temel kriterler nelerdir? 3- Kimle evlenilmez? Karamsarlıkla gerçekçilik arasında ince bir çizgi vardır. O çizgiyi ihlal etmeyi göze almak pahasına evliliğin ve ailenin karşı karşıya olduğu tehlikeleri yapısal düzeyde sıralayacağım: Modern eğitim, hukuk, ekonomi, toplumsal yapı, ana akım ve sosyal medya, modern şehir yaşamı ve tabi bütün bunlarla sarmaş dolaş bir ilişki içerisinde olan neoliberalizm.  Modern Eğitim Modern eğitimin iki temel işlevi vardır:  1- sekülerleştirici modern devlet ve toplum ideolojisini nesle aşılamak 2- kamu ve özel sektör alanlarında istihdama elverişli eleman yetiştirmek Dolayısıyla modern eğitimin tornasından geçmiş insanların duygu ve düşünce dünyasına güçlü bir sekülerleşme tohumu ekilmiş, zihinlerinde istihdam ve kariyer odağı geliştirilmiştir. Sekülerl...