1- 1- Tedavi
çabalarının sona erdirilmesi,
2- 2- Bedeni
uyuşturucu, zihne konfor sağlayıcı yöntemlere başvurulması.
Bu
özellikler, palyatif toplumda iki tavra denk düşer:
1- 1- Yaşanmakta
olan sosyal sorunların yol açacağı çürümeye ve bunun davet ettiği nihai çözülmeye
karşı çaresiz kalınması, onun da ötesinde esaslı bir çareye yönelik arayışların
son bulması,
2- 2- Bütün
imkân ve kuvvetin toplumu çözülmeye götüren fikri ve ahlaki salgınlara karşı indi, yüzeysel,
oyalayıcı, ortadan kaldırıcı değil örtücü ve yadsıyıcı faaliyetlere sevk
edilmesi.
Amaç ise salgınların yol açtığı
dehşet ve acıların daha az hissedilmesini sağlamaktır. Konfor yani kaçış alanlarının
sürekli genişletilmesi, uzlaşmacı yaklaşımlarının dört bir yandan telkin
edilmesi; sivil otoritelerin, entelijansiyanın ve psikoloji, sosyoloji,
edebiyat, felsefe, ilahiyat, tarih gibi ilimlerin bu uğurda seferber edilmesi
palyatif uygulamalar cümlesindendir. Diğer yandan küçük esnaf çeteleleri, sektörel hesaplar,
kitle partilerinin homo-consumer haline getirilmiş yığınlardan oy devşirme
kaygısı, ethos fetretine doğmuş nesillerin ilke-gaye yoksunluğu ve oportünizm, mevcut
gidişatın sürdürülmesi adına tölerans eşiğini fevkalade yükselten bazı etkenlerdir. Alanın ve verenin razı olduğu bir münasebetten söz ediyoruz. Elbette, rıza imalatının nasıl yapıldığına da ayrıca değinmek faydalı olabilrdi, ancak şimdilik bu bahsi erteliyoruz. Hülasa, Artık bağımlısı olduğu aklı izale eden ağrı kesicilerin etkisi altındaki bir hastaya durumunun
ciddiyetini anlatmak ve onu cerrahi müdahaleye ikna etmeye çalışmak ne denli
abesle iştigalse, palyatif toplumda sürünen ve sürüklenen yığınları sancılı
ancak hayat kurtarabilecek değişimlere ikna etmeye yönelik teşebbüsler de o ölçüde
safdilliktir.
Problemleri çok güzel izah ediyorsunuz, teşekkürler. "Bu da okuyanın marifeti olsun," demeyecekseniz, sonraki yazılarınızda "ne yapmalı?" sorusuna da değinmeniz faydalı olur.
YanıtlaSilDönüş için teşekkürler. İnşallah.
YanıtlaSilKonfor alanlarının genişletilmesi uğruna "sivil otoritelerin, entelijansiyanın ve psikoloji, sosyoloji, edebiyat, felsefe, ilahiyat, tarih gibi ilimlerin" seferber edilmesi faslının; her alanın kendi içerisinde incelenmesi ve sahih bilgi/bilimin ortaya çıkması önem arz etmektedir kannımca. Biliyoruz ki bu alanlar, toplum inşası yolunda ciddi manipülasyonlara uğramış ve sarih bilgi halktan saklanmıştır. Bir okuyucunuz olarak meselenin bu yönünü daha geniş okumak isterim kaleminizden.
YanıtlaSilBedri Gencer'in, yeni nesillerin bilgiyle ilişkisi bağlamında güzel bir teşhisi vardı şu minvalde: Bugünün gençliğinin iki temel krizi var;
YanıtlaSil1-Neyi bileceğim?
2-Bildiğimle ne yapacağım?
Kanaatimce bizim esaslı bir bilme problemimiz yok. Esas problemimiz bilince dairdir. Tarihte hiç olmadığı kadar bilme imkanına sahibiz. Zikredilen alanlara dair o kadar çok malumat var ki erişebileceğimiz.. Dolayısıyla herhangi bir saklamanın söz konusu olduğunu düşünmüyorum. Örtülü bir hakikat varsa o örtüyü kaldırmak hiç olmadığı kadar kolay fertler için. Öyleyse fertler ilgilenmiyorlar demek icap ediyor. İşbu ilgisizliğin kabataslak bir izahını yukarıda yapmaya çalıştım. Diğer yandan, elbette bu alanlarla iştigal etmek de lazım geliyor. Ancak ne şekilde? Hangi espriye/ruha binaen? Seferber edilenlere sorulursa cilt cilt cevap yazabileceklerdir, bundan eminiz.
Toplumun hatta toplumların bir uyuşturulma halinde olduğu bariz ancak bu hastanın ölümü ne zaman ve nasıl olacak belirsiz veya belki de bu hasta bitkisel hayattadır diyebiliriz ancak Araplarda bir söz var "devamul hali minel muhali" bir durumun sürekli devam etmesi imkansız olan şeylerdendir, öyleyse bu uyuşukluk öyle veya böyle bir ölüme gidecek veya ölüm yoluyla uyanmaya.
YanıtlaSil