1997’de yayımlanan The Islamism Debate adlı kitapta yer alan ‘’Islamism(s) in the Next Century’’ başlıklı makalesinde Graham Fuller, alışık olduğumuz biçimde ‘’Islamist’’ yani İslamcı olarak isimlendirdiği İslami eğilimli politik hareketlere, yine alışık olduğumuz bir tabirle ‘’Müslüman ülkeler’’de iktidar yolunu açan şartları tartışır. Ayrıca bu ülkelerin her birinde seyreden politik ilişkilerin ve bunlara yön veren genel gidişatın İslami yapıları ne şekilde etkileyebildiğini hatta biçimlendirebildiğini, dolayısıyla bu hareketlerin güçlü yerel nitelikler taşıdığını ve zaman içerisinde evirildiğini izaha çalışır. Temas ettiği başka bir konu, belki en mühimi budur, kendisini ilkesel olarak İslam’a nispet eden hareketlerin düşüşünün nasıl gerçekleşebileceğidir.
Fuller’e göre genellikle
nasyonalist, seküler ve otoriter karakterli rejimler bünyesinde ortaya çıkan
İslamcı hareketler, bu rejimlerde kronik ve periyodik olarak türeyen sorunlara
esaslı çözüm vaatleriyle kamuoyunu elde eder, bunlarla rakiplerine meydan okur.
İslamcılar, kendilerini iktidara taşıyabilecek ve orada kalmalarını sağlayacak
araçlar olarak sosyopolitik ve sosyoekonomik sorunları vurgularlar. İslam’ın bu
sorunların bir yerine ilişip ilişmediği konuşulabilir ancak çözümün, yani çözüm
öngörülerinin merkezinde olmadığı kuşku götürmez. Dolayısıyla siyasi başarı ve
sürdürülebilirlik odağı da İslam olmamalıdır onlar için; demokratik düzenlerde
vaatler taleplere mukabele etmediği takdirde hükümet kavgasını kaybetmek işten
bile değildir. İktidara taşıyan vaatlerin icrasındaki kifayetsizlikse hükümete
vedayla sonuçlanacaktır. Bir üçüncü yol olarak taleplerin yönlendirilmesi konuşulabilirse
de demokratik rejimlerde bu, seçimle iktidara gelen ve seçimlerle iktidarda
kalmayı ümit eden hükümetlerin büyük ölçekte güç yetiremeyeceği bir
faaliyettir.
Bugünlerde maruz
kaldığımız, her ne kadar İslami referanslara sıkça atıf yapsalar da tabi
oldukları hegemonik yapıların onları yürümeye zorladığı yolda söz konusu
referansların ilkesel düzlemiyle de benzer bir sıklıkta çelişen, bunlara
bilinçli bir yadsıma tavrı geliştirebilen ve onun da ötesinde bunlara pragmatik
teviller getirmekte hayrete şayan bir –maslahatçı değil- intibakçı maharet
gösteren politik unsurların hikayesinin henüz 1997 gibi erken değilse de geç
olmayan bir tarihte öngörülmesi ilgiye değer bulunacaktır. Bu öngörünün bir CIA görevlisi tarafından yapılmasıysa mesleki rüşt ispatından daha fazlasına, örneğin
bunun bir öngörüden ibaret olmadığına işaretçi sayılabilir. Ancak bu uzun,
çetrefilli ve tabi dikenli bir mesele olduğundan şuan için askıda tutmayı
yeğliyoruz.
Makalede dikkate şayan
bir kanaat serdeder Fuller: ‘’İslamcı hareketlerin itibarını esasen sadece
kendi tavır ve eylemleri zedeleyebilir, bir başkası değil.’’ Bu önerme bize ne
söyler? İlk planda ‘’İslamcı’’ hareketlere bir kuvvet ve özgürlük atfı sezdirse
de esasen zaferin olduğu gibi yenilginin de bütün şart ve sorumluluklarını bu hareketlere
yüklemeyi deniyor şef. Asıl iması verili şartlar dâhilinde bir maharet sınaması
da değildir; daha ziyade verili şartların büyük ölçüde kendileri tarafından
oluşturulmuş, ilmeklerin onlar hatırına örülmüş yahut düğümlerin onlar lehine
atılagelmiş ve böylece yine kendileri tarafından pek çok yönden müdahale
edilebilir olmasıyla ilgilidir. İşte böylesi bir farkındalık, Fuller’e, gidişata
intibak etmek ile onu bir şekilde aşabilmek yollarının ayrım noktasında karınca
tereddüdünü gösteren ‘’İslamcı’’yı
kavanozun dışından inceleyen kişi konumuna eriştirebilmektedir. Bu espri,
onun, İslamcılık dediği şeyi ulus devletlerin kurulmasıyla başlatmasını bizim
için daha anlaşılır kılar. Oyunu kurup sürdürenler adına düşünen Fuller,
oyuncuları da bu merkezden tasnife gider. (Oyun’u bir uzlaşmalar ortamı olarak
alınız). Onun nazarında İslamcı terimi, oyundaki zıpçıktı elemanların dize
getirilip kontrol altında tutulması, değilse ortadan kaldırılması süreçlerinde
işlevsellik gösterebilecek biçimde tasarlanmıştır. Yani, ‘’Ben İslamcıyım!’’
demekle ‘’Ben İslamcı değilim!’’ demek arasında oyuna intibak etmek bakımından
bir pek bir fark yoktur.

Yorumlar
Yorum Gönder