Ana içeriğe atla

Halil Berktay’ın Sanat Tarihi yahut İslam'a Rönesans

 

H.Berktay’ın İbn Haldun Üniversitesi’nde verdiği World Through Art And Literature derslerinin Antik Yunan’la geçişli biçimde Rönesans odaklı olmasının, onun Batı’ya vecdinden başka bir iması bulunmaktadır ki o imayı kavramak, Cumhuriyet Türkiyesi’nin sosyopolitik mecrasında süregiden bir hikâyenin, Kemalist pretoryan rejimin dayattığı katı laisizm ve bunun karşısında Türkiye Müslümanlarının gösterdiği aksülamelin hikâyesinin anlaşılmasına bağlıdır. Hikâyenin günümüze ulaşan son yirmi yılında pretoryan rejim yıkılmış, laisist kanat ordu ve bürokraside iyiden iyiye kuvvet kaybetmiş, bununla birlikte içtimai alanda tüketicilik, kültürel uzlaşmacılık, fırsatçılık, bireycilik, rekabetçilik, zihniyet serseriliği ve diğer bazı toplumsal işaretçileri çatısı altında toplayan liberal kültürün varlığı bir istila niteliği kazanmaya başlamıştır. Bu süreç aslında Türkiye’nin esaslı biçimde kapitalistleşmesinin ve endüstriyel toplum inşasında kat edilen mesafenin bir resmidir. Böylesi bir süreç ülkemizde Fransa menşeli bir laisizmin tatbikiyle ve maruf olan, tevarüs edilen İslam’la yürütülemeyeceği gibi bu iki dünyanın idari, siyasi ya da toplumsal alanda varlığını güçlü şekilde sürdürmesi yürütücü ve yürütülen açısından arzu edilir değildi. Nitekim bu iki ‘sakıncalı’ mevcudiyet de son yirmi küsur yılda aşamalı olarak zayıflatıldı. Tevarüs edilen İslam’ın zayıflatılarak onun ‘ılımlı’ ve uzlaşmacı bir formunun öne çıkarılması politik ve sosyal alanda Fulleryen (bkz Graham Fuller) bir tarzda gerçekleşirken akademi de bu programın dışında tutulmadı. Neticede İbn Haldun Üniversitesi’ne Halil Berktay’ın vaziyet etmesiyle İmam Hatip Nesli’nin en güzide, en seçkin örnekleri tornaya sokulmaya başlandı. İşte Berktay’ın The World Through Art and Literature derslerinde yaptığı Rönesans vurgusu ve öğrencilerin zorunlu ders adı altında sanatın belli bir algılanış ve kavranış biçimine yoğun şekilde maruz bırakılması bunun bir asimilasyon ve yozlaştırma projesine matuf olduğunu ve Fulleryen bir ılımlılaştırma programının işletildiğini düşündürmektedir. Bunlardan başka, derse ait müstehcen materyallerin ders dışı alanda, derse muhatap olanlardan çok dersle ilgisi olmayanların mescit, merdiven, asansör ve tuvalet güzergâhında kullandığı bir koridora duvarları kaplayacak şekilde asılması ise açıkça bir kışkırtma olduğu gibi görsellerin içerisinde Davud peygambere atfedilen çıplak bir heykelin, Âdem peygamber ve eşi Havva’ya atfedilen çıplak iki kişinin bulunduğu bir resmin bulunması Müslümanlara yapılan bir aşağılamadır. Bu, bizatihi bir saldırganlık ve şiddet örneğidir. Kendisini bir entelektüel olarak niteleyen Berktay’ın yaşadığı ülkede ve eğitim verdiği okulda çoğunluğu teşkil eden Müslümanların değerlerine hissen değilse de malumat bakımından yabancı olması düşünülemez. Üstelik söz konusu materyallerin derste gösterilmesi, bunlara sanal ortamda kolayca ulaşılabilmesi, dahası bunların öğrencilere elektronik ortamda iletilmiş olması, Müslümanların çoğunlukla kullandığı umumi alanda asılmalarının bir öğretim yöntemi olarak gerekçelendirilmesini geçersiz kılmaktadır.

 

Duvarlardaki Müstehcen ve Hakaretamiz Unsurlardan Bazılarının Kaldırılması Karşısındaki Akademik Tavrın Mezhebi

    Entelektüel tavır, el an, sadece ve sadece liberal olanı meşru ve tazime şayan bir referans olarak imledikçe anlamına varmış sayılmakta, gayrısı ise kavramın ters yüzünün yani mefhumu muhalifinin bize çağrıştırdığı negatif hiyerarşide onunla zıtlaştığı ölçüde yukarıda bir yerde konumlandırılmaktadır. Liberal hegemonik yapının ideolojik aygıtlarını ve etik önermelerini refere ettiği ölçüde entelektüellik statüsünde müstahkem hale gelinebileceğine dair kökleşen inanç, homo academicus’un artık sadece zihin faaliyetlerini değil aynı doğrultuda istençlerini de yönlendiren bir merkeziyet kesbeder. Günün sonunda akademinin ethosu haline gelen liberal ethos, akademisyenin de kültür kâbesi olarak ikame edilmiş bulunacak, çevreye/periferiye ötelenen diğer bütün dünya-kültürlerin kıymet hesabı ise merkezi işgal eden liberal ethosa göre yapılacaktır. Bu serüvende kültürün gücünden bahsededururken ‘gücün kültürü’ne atıf yapılmaması da rastlantısal yahut keyfekeder değildir zira müesses kültür hegemonyası için somut güç tatbiki gelinen aşamada lazım görülmediği gibi aleyhte bir teşebbüse meşruiyet sağlama riski de göz ardı edilmemektedir. Son yıllarda sıkça önümüze gelen ‘yumuşak güç’ kavramının bu denli önem kazanmasının bir başka medlulü budur; kültür savaşı bir vekâlet savaşıdır.

 

Çıplaklık ve Şiddet, Kültür ve Güç İlişkileri

Çıplaklık bir şiddet türüdür. Burada şiddeti doğrudan negatif çağrışımlı kullanmıyoruz zira her şiddet türünün bir meşruiyet alanı vardır. İşte bu meşruiyet alanlarının tanımlanması ve sınırlarının çizilmesi kültür çatışmalarının bir cephesini teşkil eder; kime göre, neye dayanarak, hangi ölçüde?... Sözgelimi, giyiniklik ve çıplaklık sınırlarının liberal kültüre göre belirlenmesi Müslümanlar için gayrimeşru bir şiddete dönüşmekte, onun hegemonik olması dolayısıyla da bu şiddet türü Müslümanlar için meşruiyet krizine yol açmaktadır. Herhangi bir uzlaşma ihtimali üzerinde durmaksızın doğrudan çatışmayı ele almamız, kültürlerin bu sorulardan birine verdiği cevaplardan nispeten yahut külliyen feragati, kültürün köklü önermeleriyle mensuplarının uzlaşmalı uygulamaları arasında giderek büyüyebilme istidadına sahip bir çelişki tohumunun atılmasına yol açabilmesi gerçeğinden ileri gelmektedir. Elbette, kültürler bütün veçheleriyle katı ve geçirmez değildirler; her bir kültürün kendi mubahlar ve müsamaha gösterilebilirler dairesi vardır. Bununla birlikte söz konusu daireler günümüzde yaygınca ve yanlış olarak algılandığı biçimiyle liberalizmin tolerans kavramıyla değil, kendi anlam-değer kürelerinin sağladığı tasavvurlarla meşruiyet kazanırlar. Tolerans kavramının kültürlerin müsamaha tasavvurlarını şekillendirici bir konuma ermesi, maruz kalınan liberal istilanın sonuçlarındandır. Liberal olandan başka bir kültür halesine dâhil ve onun ethosuna müteveccih bulunan bir kimse eylemlerini bu odaktan kanatlanarak gerçekleştireceği gibi liberal olanla uzlaşma kaygısı gütmez ve böylesi bir kaygının mevcudiyetini ‘kültür ve güç ilişkileri’ bağlamında ele alır.

x

Yorumlar

  1. 👏👏👏👍👍👍

    YanıtlaSil
  2. https://www.instagram.com/hayallereyolculukprojesi/reels/ yine aynı üniversite. alkollü kokteyl isimleriyle videolar çekiliyor.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Muhafazakâr Feminizmi

 Bu yazıda Türkiye'de 2000'li yıllardan itibaren gelişmeye başlayan, günümüzde dikkate şayan bir etki alanına erişen, teşhisinde geç kalınmış bir gölge ideolojiyi, muhafazakâr feminizmini anlatacağım. Gölge ideoloji diyorum zira bu feminizm türünün bütünlüklü, derinlikli ve özgün bir ajandası yok; onun yerine başka ideolojilerin, amaçların, ajandaların gölgesi niteliğinde olup onlara hizmet etmekten başka işlevi bulunmamaktadır. Muhafazakâr feminizmi, diğer feminizm türleriyle benzer şekilde, Batı’dan gelen neoliberalizm rüzgarından ciddi şekilde etkilenmiş, neoliberal değerler muhafazakâr feministleşmesinin temel dinamiklerini teşkil etmiştir. Bireycilik , birbirini besleyen başarıcılık ve kariyercilik , bu yolda benimsenen performansçılık ve rekabetçilik , insani ilişkiler ve evlilik de dahil olmak üzere yaşamın her alanına ve aşamasına maliyet ve fayda hesabıyla yaklaşan ‘ homo economicus ’ zihniyeti, girişimcilik ve görünürlük yoluyla kendini var etme anlayışı ve kaygıs...

İbn Haldun Üniversitesinde Kemalizm Hortlağı

  Geçtiğimiz 29 Ekim’de (2025) İbn Haldun Üniversitesi ana kampüsteki erkek öğrenci yurdunun pencerelerinden birine kalpaklı Mustafa Kemal resmi asıldığı görüldü. Bu münasebetsizlik haliyle bazı öğrencilerde rahatsızlığa yol açtı. Rahatsızlığın nedeni genel itibariyle bu eylemin geleneksel düşmanlıkları geri çağıran bir nitelikte olmasıydı. Ancak bu tür çağrı ve çağrışımlara derhal kapılmayıp meselenin arka yüzüne eğilmeyi daha sıhhatli buluyorum. Böylece Müslümanların kuvvet ve kabiliyetlerinin kör dövüşlerinde ve gölge bokslarında israf edilmesine mani olunabilir.  Milliyetçiliğin İki Hâli  Halihazırda Türkiye’de iki tür milliyetçilik var; 1) Merkezde, Bonapartizmin güdümündeki şovenist küçük burjuva milliyetçiliği  2) Çevrede, Kemalizmin hayaleti olarak hortlayan tepki milliyetçiliği. Cumhuriyet Türkiyesi’nde milliyetçilik/nasyonalizm, Kemalist kadronun iktidarı ele almasından itibaren uzun bir süre merkezin ideolojisi olarak kaldı. Millet-egemenlik-devlet kav...

Mektuplar 4

Bu mektupta evlilik hakkındaki güncel üç soruya cevap vermeye gayret edeceğim: 1- Evliliği bekleyen tehlikeler ve tehditler nelerdir? 2- Evlilik yolunda bir erkeğin odaklanması gereken temel kriterler nelerdir? 3- Kimle evlenilmez? Karamsarlıkla gerçekçilik arasında ince bir çizgi vardır. O çizgiyi ihlal etmeyi göze almak pahasına evliliğin ve ailenin karşı karşıya olduğu tehlikeleri yapısal düzeyde sıralayacağım: Modern eğitim, hukuk, ekonomi, toplumsal yapı, ana akım ve sosyal medya, modern şehir yaşamı ve tabi bütün bunlarla sarmaş dolaş bir ilişki içerisinde olan neoliberalizm.  Modern Eğitim Modern eğitimin iki temel işlevi vardır:  1- sekülerleştirici modern devlet ve toplum ideolojisini nesle aşılamak 2- kamu ve özel sektör alanlarında istihdama elverişli eleman yetiştirmek Dolayısıyla modern eğitimin tornasından geçmiş insanların duygu ve düşünce dünyasına güçlü bir sekülerleşme tohumu ekilmiş, zihinlerinde istihdam ve kariyer odağı geliştirilmiştir. Sekülerl...