Muhafazakârın geleneğe yaptığı atıf ve vurgular da aynı şekilde
güvenlik-endişe, uzlaşma-menfaat hatlarının dışında, onlara direnç gösterecek
bir yere temas etmez, onlardan müstağni kalamaz. Bu yüzden muhafazakârın
gelenekçiliği seçicidir, bilinçli yadsımalar içerir. Değişen sosyopolitik,
sosyoekonomik ve sosyokültürel şartlara göre bu seçilen ve yadsınan öğeler
değişebilir. Değerler de bu değişkenlikten, değişen seçme-yadsıma
eğilimlerinden payını alır. Önemli olan değişimin kendisinden ziyade hızıdır;
hızlı değişimler olağanın, kanıksanmış olanın günlük veya orta vadeli seyrinde
sarsıntıya yol açtığında muhafazakâr saldırı altında hisseder. Seyirde
sarsıntıya yol açmayacak bir değişim hızı korunduğunda dahi çelişkilerin
örtülemez bir hal aldığı ya da kriz olarak gün yüzüne çıktığı kimi durumlar söz
konusu olduğunda da içtihat, maslahat, reform ya da açılım kavramlarına başvurulur.
Böylelikle alışma süreçleri çoğu kez başarıyla işler. Değişimin yol açtığı
ferdî buhranlar çok boyutlu devasa evirilişte göze pek batmaz, boğulanların çığlıkları
ise kitlesel devinimin gürültüsünden dolayı adamakıllı yankı bulamaz.
Gelenek ve değerlerde seçicilik ve yadsıma bahsi muhafazakarın sağ
politikayla olan müstehcen ilişkisinin boyutları üzerinden, LGBT tartışmaları
özelinde ortaya konulabilir. İslam tandanslı bazı muhafazakar demokratların ‘’Eşcinsellerin de kendi hak ve özgürlükleri çerçevesinde yasal güvence
altına alınması şart’’ açıklaması muhafazakâr kitleden herhangi bir kayda değer
tepki almazken son yıllarda bu politikacıların gittiği söylem değişikliği ile LGBT’yi
ailenin ve toplumun düşmanı ilan etmesi üzerine LGBT İslam tandanslı
muhafazakarlar nazarında ‘’nesli ifsad eden’’ iğrenç şeytani bir güruh haline
gelmiş, LGBTcilik aile ve topluma ihanet, bu akıma karşı duruş ise halk adına
kahramanca savaş addedilir olmuştur. Söz konusu kitlenin İslam tandanslı olması
konumuz bağlamında önemlidir zira aynı kitle son yüz yılda zuhur eden ve
milenyumda boyut değiştirerek pornografik düzeye ulaşan teşhirciliğe karşı asla
bu denli müteyakkız olmamışlardır. Hâlbuki İslam’ın vaz ettiği aile ve toplum
tasavvuruna nispetle teşhircilik, toplumu ve nesilleri ifsat edici nitelikte
olduğu gibi bu bakımdan arz ettiği ciddiyet LGBT’den pek de az değildir. Benzer
şekilde, AKP hükümetlerinin karakteristiği olan kadın istihdamının boşanma
oranlarına ve evlilik yaşına, bu dolayımla da evlilik dışı ilişkilere ve türlü
psikolojik rahatsızlıklara yaptığı artırıcı etkinin bariz oluşuna rağmen İslam
tandanslı muhafazakârların aile ve toplumu koruma bağlamında bu konuda da kayda
değer bir tavır sergilediği görülmemiştir. Radikal sağın liderlerinden Ümit
Özdağ’ın LGBT hakkında ‘’ona hiçbir şey söylemeye hakkımız yok, bu bir tercih
ve bu tercihe de devletin bir şey söyleme hakkı yoktur, kişilerin de müdahil
olma hakkı yok. Niye engelleyelim kardeşim, Anayasa’da yazıyor…Anayasa’yı
uygulayacaksın.’’ İfadeleri de onun müdafiliğini yaptığı köşeli Türk milleti
tasavvuruyla ve bu tasavvurun içerdiği tarihsel ve kültürel unsurlarla
bağdaştırılamayacağı gerçeğine rağmen Özdağ bu söyleminden dolayı Kemalist
muhafazakârlardan dikkate şayan bir tepki almamıştır. Türkiye’deki muhafazakârlığın
iki cenahında gözlenen gelenekler ve değerler alanındaki bu seçme-yadsıma
biçimleri, muhafazakar habitusunun sosyokültürel ve sosyopolitik şartlarla
ilişkisine iyi birer örnek teşkil ettiği gibi Türkiye muhafazakarlığının da
kendi içinde ne şekilde yelpazelendiğini konuşma imkanı sağlar. Bu imkanı bir
başka yazıda değerlendirmek üzere şimdilik burada bırakıyoruz.

Yorumlar
Yorum Gönder