Yaşadığı türlü zorluklardan dolayı kişinin kimi zaman Rahman'ın onun için hayr takdir ettiğine, hayr duasına icabet ettiğine itimadı zedelenebilir hatta gönlünde, Allah Azze ve Celle katında mazur olmasını niyaz ettiğimiz gizli bir sitem olarak "O büyük Allah, o her şeye kadir olan benim için hayr murad ettiyse başıma bunca şey neden geldi?" sorusu doğabilir. Öyle ya, iç yüzünü kavrayamadığı bir şeye insan nasıl sabretsin? (Kehf 68) (Elbette kavrayış duası edip yola sabretmeli) Ancak rahmet vaki olup onu zorlayan bu türden imtihanlar sayesinde bir âlem-i sağîr olan kendisi ve küçüğünden büyüğüne onu kuşatan âlemler hakkında derinleşen idraki ve artan dirayetiyle geçmişe, orada eşyâ ile kurduğu münasebete ve hâdisâtta konumlandığı mevkiye, amel ve aksülamel cihetinden hâl ve tavırlarına dönüp baktığında, yaşadıklarının bir terbiye yolculuğu olduğu hakikatinde itminan bulur. Buna rağmen kimi zaman içinde ikinci bir sorunun doğmasına da mani olamaz:
"O vakitlerde bir âdem karşıma geçip bana nasihat ve yoldaşlık etseydi de bu kadar zorlanmasaydım, bu kadar tökezleyip düşmeseydim, düşüp de bunca yara almasaydım olmaz mıydı?"
İş bu ya, bu sorunun cevabı da hikayede saklı. Yorulup yüksünmeyen, kabullenilmesi zor bir hakikate vasıl oluyor:
"Hayır, çünkü hâl ve vaziyetim nasihat almaya müsait olmadığı gibi ne nefsim boyun eğecek, istikamet tutturacak bir kıvamdaydı ne de aklım dualarımı fersah fersah aşan iddialarım nispetinde olgundu. Esasen Rabb Teâlâ türlü vesilelerle bana uyarılar gönderdi; karşıma ibretler ve nasihatçiler çıkardı. Ancak kendi hükmüm, inadım, arzularım, başa çıkmaya azmetmediğim zaaflarım o ibreti almaya, nasihatleri tutmaya mani oldu; yönelişin sırrına olan talebim, talipte görülesi türden bir azmi çağırmıyordu.
Hâsılıkelam, seyrüseferde kalbe doğan sorunun cevabı yine yolda saklıdır. Yeter ki kişi yürümekten caymasın; cevabı iddiayla değil duayla arasın.
"Kur’an’ın hak olduğu kendileri için apaçık belli oluncaya kadar onlara âfakta ve enfüste bulunan ayetlerimizi hep göstereceğiz. Rabbinin her şeye şahit olması (onlar için) yeterli değil midir?" (Fussilet 53)
"Onlar (muttakiler) bollukta da darlıkta da Allah yolunda harcarlar, öfkelerini yenerler, insanları affederler. Allah işini güzel yapanları sever." (Âl-i İmran 134)
"Onlar çirkin bir şey yaptıkları (fahşâ) veya nefislerine zulmettikleri zaman Allah’ı hatırlarlar da hemen günahlarının bağışlanmasını dilerler. Zaten günahları Allah’tan başka kim bağışlayabilir ki? Onlar, yaptıklarında bile bile ısrar etmezler." (Âl-i İmran 135)
"Burası hep böyledir, göreceklerin hep bunlar ve böyleleridir, bil
YanıtlaSilve alış dendi. Alış ki yapacağın yoktur, alış ki elin kolun sana
sade yüktür, alış ki gözün bir dert kapısı ve manayı sezdiren ama
çözdürmeyen bir kuyudur, alış ki bütün bu dağlar ve taşlar neye
tanıklık etseler ve bastiğin her yer ve geçen piknik yaptığın ağacın
altı aslında bir kabir ise de 'kim bilir kimin?' dediğin anda işte
senindir. Bütün bu tanıklıklardan suçlu çıkacak olan uzandığın ve
söylediğin, şikâyet ettiğin ve olmaz olsun dediğin anda sensin,
elbet sen ya kim? Dünyayı kime şikâyet edeceksin, koyunları
öldürene mi sürüteceksin, her şeyin bir sebebi varmış ama Hızır
ile gezmiyorsun ki nereden bileceksin,"
Öyle, her şeyin bir sebebi varmış
Sil