Ana içeriğe atla

Bir Burjuva Silahı: Marksist Terminoloji

 Çatışma, baskı, sömürü, eşitsizlik; bunlar Marksist ideolojide önemli yer tutan negatif çağrışımlı kavramlardır. Diyalektik materyalizmi temel olarak alan Marksizm, bu temelde bir tarih ve toplum felsefesi inşa eder. İnşa ettiği tarih felsefesine göre sınıf çatışmalarının bir resmi olan tarih belli başlı ana dönemlere ayrılmakta, her dönemin kendine özgü sınıfsal ayrımları ve bu sınıflar arasında süreğen bir çatışma yaşanmaktadır. 

Marks'a göre, onun 'altyapı' dediği, üretim ilişkileri ve üretici güçlerin toplamına tekabül eden üretim tarzı, toplumsal ve politik alandaki kültürel ve hukuki olanlar da dahil olmak üzere, 'üstyapı'yı ifade eden bütün iş ve ilişkileri biçimlendirir. Altyapının üstyapıyı, yani beşere dair olan her şeyi içeren küreyi belirleme süreçlerini tanımada 'çelişki' ve 'çatışma', tarihi de devindiren iki temel kavramdır. Köle ile efendi, işçi ile patron, yönetilen ile yöneten ya da laik ile klerik arasında süregiden gerilim ve çatışmalar, belli bir toplumsal yapının çelişkisel boyutunu yansıtır. Bir grubun diğeri üzerinde uyguladığı baskı ve sömürü, din veya ideoloji gibi manevi araçlarla katlanılabilir kılınırken siyasi hükümranlık ve hukuk gibi aygıtlarla da eşitsizliğin makul ve meşru hale getirilmesi söz konusudur. 

Araçlar ve eşitsizliğin içeriği her tarihsel dönemde altyapının değişmesiyle bir başka biçime evrilir ancak son bulmaz, ta ki Marksizmin tarih tasavvurundaki, onun mesihyen içeriğini ortaya koyan son-tarihsel/eskatolojik aşamaya, komünist döneme bir tarihsel zorunluluk icabı ulaşılıncaya kadar. Ne ki bizzat tarih Marks'ın öngörülerini önemli ölçüde yalanlamş, kapitalizmin geleceği hakkındaki tezlerini çürütmüştür. Kapitalist sistem geçirdiği ciddi krizlere rağmen her defasında daha da güçlenmiş, beşeri alana giderek daha fazla nüfuz etmiştir. Bu yolda sosyalistlerin grev, sendika, çalışma saatleri ve diğer işçi haklarıyla birlikte kadınların iş alanındaki konumuna ve durumuna ilişkin talep ve şikayetleri dikkate alınmıştır. Böylece Batı'da devrimci olanın yerine reformcu sosyalizm giderek daha fazla ön plana çıkmıştır. Bu arada Marks ve Engels'in görüşleri iktisat, siyaset, tarih ve felsefe gibi alanlarda özellikle II.Dünya Savaşı'ndan sonra yaygınlaşmaya ve Marksist terminoloji akademik ve entelektüel faaliyetlerde genişleyen bir yer tutmaya başlamıştır. Politik programının temel taşlarından olan 'devrimci' içeriğinden yoksun bırakılan Marksist ideoloji kapitalist düzen açısından yıkıcı bir tehlike olmaktan çıktığına göre artık akademik faaliyetlere dolaysız ve sınırsızca dahil edilebilirdi. Bunun da ötesinde, böylesi bir entelektüel zenginliğe duyarsız kalmak, burjuva gibi oportünist karakterli ve zihni araçsallaştırıcı nitelikte işleyen bir tipoloji açısından israf bile sayılabilirdi. Makul ve stratejik olan, dışarıda bırakmak yerine içererek büyümek, ihtiyaç duyulan ideolojik aygıtları mümkün mertebe devşirerek hizmete almaktı. 

 Başlangıçta saydığımız negatif çağrışımlı kavramlara bu manada kapitalizmi pekiştirmek adınakayda değer bir işlevsellik kazandırılmıştır. Her geçen yıl biraz daha gelişen ve gelişimi hammadde sağlama-üretim-pazarlama-tüketim zincirine bağlı olan kapitalist unsurlar için bu zincirin her bir öğesinin de zaman içerisinde değişmesi, gelişim sürecine uyumlu hale getirilmesi elzemdir. Dolayısıyla geneleksel toplumsal ve siyasi ilişkilerin değişime uğratılması bir gereklilik halini alır. Bu durum, varlığı devamlılık, sürdürülebilirlik, istikrar, alışkanlık gibi temel unsurlara bağlı olduğundan değişime belki en kapalı ve değişim süreci göz önünde bulundurulduğunda en hantal olan iki mevcudiyetin talep edilen doğrultuda mobilize edilmesini; temel kanaatlerin, inançların, alışkanlıkların, kültürel öğelerin veya ilişkilerin/toplumsal rollerin değişime uğratılmasını, kimi zaman da sökülüp parçalanmasını gerekli kılar. 

Olumsuz çağrışımlı kavramlar mevcut durumun nitelenmesi sırasında işlevsellik kazanır. Örneğin mevcut bir adetin, ilişkisel konumlanmanın veya kültürel unsurun eşitsizliğe neden olduğu, taraflardan birinin diğeri tarafından baskılanmasına yol açtığı ve bir istismar ve sömürü mekanizmasının böylece işlediği yönünde söylem oluşturulur; ikame edilmek istenen yeni tüketim kültürü ya da üretkenlik/performans/istihdam anlayışına zemin teşkil edecek ahlaki önermeler ve senaryolar da ardından servis edilir. Kapitalist düzeneğin talep ettiği ahlaki duruş, geleneksel bağlardan yalıtılmış ben-merkezci ve bireyselci bir zihniyeti yansıttığından onun öncelikli hedefi aile ve topluluk bağlarıdır. Ebeveyn-evlat ve kadın-erkek ilişkilerinin söz konusu negatif çağrışımlı kavramlara bu kadar sık iliştirilmesi de bu yüzdendir.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Muhafazakâr Feminizmi

 Bu yazıda Türkiye'de 2000'li yıllardan itibaren gelişmeye başlayan, günümüzde dikkate şayan bir etki alanına erişen, teşhisinde geç kalınmış bir gölge ideolojiyi, muhafazakâr feminizmini anlatacağım. Gölge ideoloji diyorum zira bu feminizm türünün bütünlüklü, derinlikli ve özgün bir ajandası yok; onun yerine başka ideolojilerin, amaçların, ajandaların gölgesi niteliğinde olup onlara hizmet etmekten başka işlevi bulunmamaktadır. Muhafazakâr feminizmi, diğer feminizm türleriyle benzer şekilde, Batı’dan gelen neoliberalizm rüzgarından ciddi şekilde etkilenmiş, neoliberal değerler muhafazakâr feministleşmesinin temel dinamiklerini teşkil etmiştir. Bireycilik , birbirini besleyen başarıcılık ve kariyercilik , bu yolda benimsenen performansçılık ve rekabetçilik , insani ilişkiler ve evlilik de dahil olmak üzere yaşamın her alanına ve aşamasına maliyet ve fayda hesabıyla yaklaşan ‘ homo economicus ’ zihniyeti, girişimcilik ve görünürlük yoluyla kendini var etme anlayışı ve kaygıs...

İbn Haldun Üniversitesinde Kemalizm Hortlağı

  Geçtiğimiz 29 Ekim’de (2025) İbn Haldun Üniversitesi ana kampüsteki erkek öğrenci yurdunun pencerelerinden birine kalpaklı Mustafa Kemal resmi asıldığı görüldü. Bu münasebetsizlik haliyle bazı öğrencilerde rahatsızlığa yol açtı. Rahatsızlığın nedeni genel itibariyle bu eylemin geleneksel düşmanlıkları geri çağıran bir nitelikte olmasıydı. Ancak bu tür çağrı ve çağrışımlara derhal kapılmayıp meselenin arka yüzüne eğilmeyi daha sıhhatli buluyorum. Böylece Müslümanların kuvvet ve kabiliyetlerinin kör dövüşlerinde ve gölge bokslarında israf edilmesine mani olunabilir.  Milliyetçiliğin İki Hâli  Halihazırda Türkiye’de iki tür milliyetçilik var; 1) Merkezde, Bonapartizmin güdümündeki şovenist küçük burjuva milliyetçiliği  2) Çevrede, Kemalizmin hayaleti olarak hortlayan tepki milliyetçiliği. Cumhuriyet Türkiyesi’nde milliyetçilik/nasyonalizm, Kemalist kadronun iktidarı ele almasından itibaren uzun bir süre merkezin ideolojisi olarak kaldı. Millet-egemenlik-devlet kav...

Mektuplar 4

Bu mektupta evlilik hakkındaki güncel üç soruya cevap vermeye gayret edeceğim: 1- Evliliği bekleyen tehlikeler ve tehditler nelerdir? 2- Evlilik yolunda bir erkeğin odaklanması gereken temel kriterler nelerdir? 3- Kimle evlenilmez? Karamsarlıkla gerçekçilik arasında ince bir çizgi vardır. O çizgiyi ihlal etmeyi göze almak pahasına evliliğin ve ailenin karşı karşıya olduğu tehlikeleri yapısal düzeyde sıralayacağım: Modern eğitim, hukuk, ekonomi, toplumsal yapı, ana akım ve sosyal medya, modern şehir yaşamı ve tabi bütün bunlarla sarmaş dolaş bir ilişki içerisinde olan neoliberalizm.  Modern Eğitim Modern eğitimin iki temel işlevi vardır:  1- sekülerleştirici modern devlet ve toplum ideolojisini nesle aşılamak 2- kamu ve özel sektör alanlarında istihdama elverişli eleman yetiştirmek Dolayısıyla modern eğitimin tornasından geçmiş insanların duygu ve düşünce dünyasına güçlü bir sekülerleşme tohumu ekilmiş, zihinlerinde istihdam ve kariyer odağı geliştirilmiştir. Sekülerl...