Ana içeriğe atla

Narsistik Bireycilik Üzerine Notlar

 

·         Bireyciliğe zemin teşkil eden birey tanımlaması, ‘ben’i beşer sahasında müstakil ve müstağni bir mevcudiyet olarak konumlandırırken ona aynı zamanda kendi’sine dair, kendisiyle ilişkilendirdiği her şeyi temellük etme, sahiplenme arzusunu aşılayan, bu itibarla ona kendisiyle ilişkilendirdiği nesnelere karşı müstebit olma eğilimi doğuran bir hâkimiyet atfı yapar. Modern narsistik bireyin, kendisi ve kendisine ilişkin şeyler üzerinde sınırsız ve müdahalesiz tasarruf hakkı olduğu inancı bu hâkimiyet algısından kaynaklanır.

·         “Ben kimim?”, “Bir değerim var mı?”, “Yerim neresi?”, “Hayatta ne yapacağım?” gibi sorular her ne kadar kadimden bu yana sorulan sorular olsalar da bunların insan soyunun tarihinde daha önce hiç olmadığı kadar sık ve yaygın şekilde sorulması esasen bireyci zeminde kurgulanan narsistik ben tasavvurunun geçirdiği sarsıntılarla ilgilidir. Zygmunt Bauman “Akışkan Modernite” adlı eserinde bireyselleşmenin artık bir tercih değil bir yazgı olduğunu, bu yazgıyı paylaşanların sistem içerisinde karşılaştıkları bütün sorunlarla bir başlarına mücadele etmek zorunda kaldıklarını söyler. Bu yeni modernite aşamasında maddi ve manevi kurtuluşun da ancak kendini inşa ve kendi kaderini tayin etme yönündeki bireysel çabayla gerçekleşebileceği düşüncesi giderek yaygınlaşır.

·         Modern narsistik bireyciliğin bir toplumda yayılması, insani ilişkilerde güvensizlik, rekabet ve fayda temelli bir anlayışın gelişmesine bağlı toplumsal çözülmeye ve yalnızlaşmaya yol açar. Başkalarının onayına dayalı özerklik isteminin ortaya çıkardığı çelişkili durumda diğerleriyle birlikte değil; onlarla bir arada, onlardan beslenerek ve fakat onlara rağmen var olma kaygısı ağır basar. Gelgelelim, modern bireyin günlük hayatta kendisi gibi bireyci ve dolayısıyla bağımsızlık/istiğna ve hâkimiyet iddiası taşıyan diğer kişilerle yaşadığı rekabet ve sınır ihlali tecrübelerinin açığa çıkardığı gerilimler, içte ve dışta çatışmalara yol açar. Neticede narsistik benlik kendisini tasavvurlarında konumlandırdığı ideal yere kıyasla yetersiz olduğu gerçeğiyle karşılaştırıldığında bu durum onu basitçe hayal kırıklığına uğratmakla kalmaz, kendilik algısında başlayan kırılmalar kaygıya ve ileri aşamalarda benlik algısındaki dağılmanın yol açtığı bir bunalıma sürükleyebilir.

·         Devletin bireyi toplumsal varoluştan önce ve onun kurucu unsuru olduğu yönündeki liberal ön kabulden hareketle yaptığı iktisadi ve sosyal düzenlemeler de bireyciliği teşvik eder. Ayrıca piyasada dolaşımda olan reklamlarda ve dizi-film sektöründe sosyal yapı sıklıkla ‘baskı’ ve ‘kısıtlama’ kavramlarıyla bağdaştırılır, birey ve toplum arasında kurulan karşıtlık ilişkisi dolayısıyla, aslında narsistik bireyi ortaya çıkarıp besleyen bağımsızlaşma/istiğna hamleleri ‘ben’in “özgürleşme” görünümlü kopuş yoluyla inşası olarak düşünülmektedir. Bu aynı zamanda bir bilinç yapısını, bir algılama örüntüsünü meydana getirdiğinden narsistik bireyci ötekiyle ilişkisinde daima hem savunmacı hem sergilemeci insiyaka sahiptir. Yani hem kendisini ötekinin kendi tespit ettiği kişilik alanına yönelik bir ihlalden koruması hem de ötekinin onaylaması ve beğenmesi için bu alanı sergilemesi gerekir.

·         Narsistik bireycinin güçlü arzuları: Müstağni ve dokunulmaz bir ‘ben’e sahip olma arzusu, ben’in tabi kılma eğiliminden beslenen değer görme arzusu, ben’i müstahkem kılan sarsılmaz bir yer edinme, bunlarla bağlantılı olarak yani bu arzulara karşılık bulmak üzere gelişen yönelme ve eylem halinde/faal olma arzusu. Elbette beşer sahasında bu arzular asla bu denli yalın ve soyut değildirler. Sosyal yapılar, ilişkiler ağı, kültürel yapılar ve kültür endüstrisi arzuların somutlaşarak gün yüzüne çıkması için bir torna işlevi görürler. Girard’ın mimetik teorisi bu noktada bize arzu hakkında kayda değer şeyler söyler.

·         Katolik bir Fransız düşünür olan Rene Girard tarafından ortaya atılan mimetik teoriye göre insan arzuları özgün ve özerk olmayıp öğrenme ve taklit yoluyla şekillenirler. Girard'a göre özne ile arzu nesnesi arasında daima, nesneye ilişkin arzuyu geliştirip biçimlendiren bir model bulunur. Bu model bir kez toplumsallaştığında toplum bünyesindeki kişiler arasında arzu - arzulanan - arzulama biçimi ortaklığı meydana gelir ve bu, arzu nesnesine dair bir rekabete yol açar. İnsani ilişkilerden hukuka ve hatta siyasete kadar birçok alan ve mekanizmalar, toplumsal düzenin korunup yeniden üretilmesi süreçlerinde söz konusu rekabetin dengelenmesine hizmet eder.

·         Girard'ın arzuyu bu denli temele alması ve beşeri alanı diğer her şeyden daha fazla belirleyici etkiye sahip olarak görmesi, arzuların oluşumunu da sırf taklit/mimesis ile mümkün görmesi indirgemeci bir yaklaşım olsa da bize insanın kendisini kuşatan sosyal yapı ile ilişkisi hakkında çok şey söyler.

·         Anlaşılabileceği üzere içinde yaşadığımız sosyal yapının mahiyetini kavramak, bu yapının hem nasıl narsistik bireyci ürettiğini hem de onun arzularını şekillendirip yönlendirdiğini anlamamızı sağlayacaktır. Endüstriyel toplum olarak da adlandırdığımız mevcut sosyal yapı sekülerdir, liberaldir, modern devletin bürokratik aygıtlarıyla çevrelenmiştir, mekânı modern şehirdir, piyasa ekonomisine tabidir, rekabetçi ve tüketimcidir. Saydığımız bu özelliklerin bütünü narsistik bireycinin ortaya çıkmasına belli ölçüde hizmet eder. Sekülerlik sosyal yapının siyasi olarak modern devlete ve onun bürokratik aygıtlarına, iktisadi olarak piyasa ekonomisine ve bunun gerektirdiği tüketim odaklı değerlere raptedilmesinin gerek şartıdır. Mimarisinden altyapısına bütün maddi boyutları bu amaca göre düzenlenen modern şehir ise endüstriyel toplumun yuvasıdır.

·         Rekabetçilik ve tüketimcilik öncelikle kapitalizmin, daha sonra ondan ayrılamayan modern devletin hayatiyeti için bireye aşılanması gereken iki niteliktir. Bu niteliklerin yasallık ve sürdürülebilirlik kriterlerini karşılayabilmesi, çeşitli boyutları haiz olan liberalizmin pek temel bir kaidesi olan zarar ilkesinin (harm principle) yerleştirilmesi gerekir. Bu ilkenin yurttaşa yüklediği en büyük ahlaki sorumluluk kendi varlığını korunma, idame ettirmedir. Bu doğrultuda yasal düzenlemeler yapan modern devlet artık sosyal yapıyı piyasanın insafına rahatlıkla terk edebilir. Böylece, modern devletle aynı şiddette değilse de eş zamanlı olarak geleneksel toplumsal bağları, inançları, ilişki biçimlerini ve algıları yıkıma uğratan kapitalist unsurlar bu yolla kendi kârlarını maksimize edebilecekleri bir tüketim ortamı oluşturabilirler.  

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Muhafazakâr Feminizmi

 Bu yazıda Türkiye'de 2000'li yıllardan itibaren gelişmeye başlayan, günümüzde dikkate şayan bir etki alanına erişen, teşhisinde geç kalınmış bir gölge ideolojiyi, muhafazakâr feminizmini anlatacağım. Gölge ideoloji diyorum zira bu feminizm türünün bütünlüklü, derinlikli ve özgün bir ajandası yok; onun yerine başka ideolojilerin, amaçların, ajandaların gölgesi niteliğinde olup onlara hizmet etmekten başka işlevi bulunmamaktadır. Muhafazakâr feminizmi, diğer feminizm türleriyle benzer şekilde, Batı’dan gelen neoliberalizm rüzgarından ciddi şekilde etkilenmiş, neoliberal değerler muhafazakâr feministleşmesinin temel dinamiklerini teşkil etmiştir. Bireycilik , birbirini besleyen başarıcılık ve kariyercilik , bu yolda benimsenen performansçılık ve rekabetçilik , insani ilişkiler ve evlilik de dahil olmak üzere yaşamın her alanına ve aşamasına maliyet ve fayda hesabıyla yaklaşan ‘ homo economicus ’ zihniyeti, girişimcilik ve görünürlük yoluyla kendini var etme anlayışı ve kaygıs...

İbn Haldun Üniversitesinde Kemalizm Hortlağı

  Geçtiğimiz 29 Ekim’de (2025) İbn Haldun Üniversitesi ana kampüsteki erkek öğrenci yurdunun pencerelerinden birine kalpaklı Mustafa Kemal resmi asıldığı görüldü. Bu münasebetsizlik haliyle bazı öğrencilerde rahatsızlığa yol açtı. Rahatsızlığın nedeni genel itibariyle bu eylemin geleneksel düşmanlıkları geri çağıran bir nitelikte olmasıydı. Ancak bu tür çağrı ve çağrışımlara derhal kapılmayıp meselenin arka yüzüne eğilmeyi daha sıhhatli buluyorum. Böylece Müslümanların kuvvet ve kabiliyetlerinin kör dövüşlerinde ve gölge bokslarında israf edilmesine mani olunabilir.  Milliyetçiliğin İki Hâli  Halihazırda Türkiye’de iki tür milliyetçilik var; 1) Merkezde, Bonapartizmin güdümündeki şovenist küçük burjuva milliyetçiliği  2) Çevrede, Kemalizmin hayaleti olarak hortlayan tepki milliyetçiliği. Cumhuriyet Türkiyesi’nde milliyetçilik/nasyonalizm, Kemalist kadronun iktidarı ele almasından itibaren uzun bir süre merkezin ideolojisi olarak kaldı. Millet-egemenlik-devlet kav...

Mektuplar 4

Bu mektupta evlilik hakkındaki güncel üç soruya cevap vermeye gayret edeceğim: 1- Evliliği bekleyen tehlikeler ve tehditler nelerdir? 2- Evlilik yolunda bir erkeğin odaklanması gereken temel kriterler nelerdir? 3- Kimle evlenilmez? Karamsarlıkla gerçekçilik arasında ince bir çizgi vardır. O çizgiyi ihlal etmeyi göze almak pahasına evliliğin ve ailenin karşı karşıya olduğu tehlikeleri yapısal düzeyde sıralayacağım: Modern eğitim, hukuk, ekonomi, toplumsal yapı, ana akım ve sosyal medya, modern şehir yaşamı ve tabi bütün bunlarla sarmaş dolaş bir ilişki içerisinde olan neoliberalizm.  Modern Eğitim Modern eğitimin iki temel işlevi vardır:  1- sekülerleştirici modern devlet ve toplum ideolojisini nesle aşılamak 2- kamu ve özel sektör alanlarında istihdama elverişli eleman yetiştirmek Dolayısıyla modern eğitimin tornasından geçmiş insanların duygu ve düşünce dünyasına güçlü bir sekülerleşme tohumu ekilmiş, zihinlerinde istihdam ve kariyer odağı geliştirilmiştir. Sekülerl...