Bir kitap tahlili sırasında hocamızın lümpenler hakkındaki tespitleri bende başka bir pencere açtı. O tespitleri kendi ifadelerimle aktaracağım:
Lümpenler.. (köyden modern şehre gelenlerin çocukları, kayıp nesil. bitik bir tiptir bu.) Yeryüzünün lanetlileri. İçine doğdukları aile köylüdür. O ailede aldıkları kültür köy kültürüdür. Modern şehir bu tipin dünyasına sığmaz, o dünyayı çatlatır. Şehirde yaşamak için lazım olan ilim, teknik ve kültüre sahip değildirler. Şehrin periferisine sıkışmışlardır. Hep bir geç kalmışlık hissi vardır içlerinde. Hiçbir şeyden emin olamazlar. Herkes yapıyorsa yapabilirler; herkes giyiyorsa giyebilir, herkes yiyorsa yiyebilirler. O nedenle bunları dürtmek anlamsızdır.
Lümpen tipolojisi zihnimizde genelde ortalama bir Bağcılar kekosu imajı uyandırır. Bu gayet anlaşılır bir şey çünkü bu kadar ucube nitelik ya bir karikatürde ya bir tv dizisinde ya da bizden -mümkünse mekansal, değilse kültürel olarak- çok uzakta bir yerde tecessüm etmelidir. Gelgelelim, bahsi geçen imajda lümpenlik hiçbir örtüye bürünmemiş, hiçbir dolaylamaya maruz kalmamış haliyle öylece açıkta durduğu için kolayca göze batar. Muhafazakâr kesimde ise lümpenlik perdahlanır, nakışlanır, sınıfsal kokuyu bastırmak için üzerine naftalin basılılır. Kültür-sanat etkinlikleri, ilim ve fikir faaliyeti adı altında yürütülen süreçler bu bakımdan pek işlevseldir. Bunlar bir lümpenin muhafazakâr kimliği kazanma sürecinde geçtiği tornalar cümlesidir. Bu faaliyetlerin sunumunda sıklıkla kullanılan “İslamî” veya “dinî” sıfatları özgün varoluş yönündeki zayıf temenninin tabelaya yansıyan kısmıdır. Kendilerinden daha evvel şehirlileşmiş, dolayısıyla sekülerleşmiş kesimlerle denklik arayışı içerisinde onlara bir göz kırpma, kendi kendilerine ise bir telkin olarak ‘ortak payda’ mesajı vermek isteyenler ise bu terimleri bir kenara bırakarak ilim/bilim, düşünce, sanat gibi ifadeleri benimserler.
Muhafazakârlar, kendi sınıfsal gerçeklerinden kaçma insiyakı çok güçlü olduğundan kendilerine bu gerçeği hatırlatan söylem, tutum ve durumlara mesafeli, bazen tepkili hatta tiksintilidirler. Bu kaçma insiyakının belki en önemli nedeni vaktiyle çeşitli şekillerde maruz kaldıkları sınıfsal aşağılanmadır. Karakterlerini, dolayısıyla duygu ve düşünce dünyalarını önemli ölçüde belirleyen bu aşağılanmışlık onların kısa, orta ve uzun vaadeli çalışmalarına, ilişkilerine, hedeflerine yön verici etkide bulunur. Mesela, ilk planda din motivasyonlu bir mücadele olarak karşımıza çıkan veya öyle sunulan türlü ilmi faaliyetler veya aktivizmler esasen sınıfsal birtakım cevaplar ve aşma gayretleridirler. İlim ve fikir alanı özelinde İslam medeniyeti söylemi buna iyi bir örnek olabilir. Bu söylemin muhafazakârlar arasında bu denli tutulup yaygınlaşmasının bir nedeni de onun sınıf diyalektiğinde kullanışlı bir araç olmasıdır. Medeniyet kavramı lümpen kökenli muhafazakâra, o devasa modern yapının eziciliği karşısında tutunabileceği iki şey verir: bir nostalji ve bir fantazi. Lümpenin kökü ve hikayesi, yani aidiyetleri modern gerçeklik ve onun kendi için kurguladığı hikaye karşısında pek yetersiz ve işlevsiz kaldığından ringe çıkarmak üzere bir kurguya, İslam medeniyeti kurgusuna tutunur. Bu kurgu aynı zamanda geleceğe yönelik bir fantazi alanı da inşa eder.
Mufazakârlık-lümpenlik ilişkisine dair bu tespitlere niyet okuma ya da muhafazakârların faaliyetlerini aşırı yorumsama yoluyla değil; yapısal değerlendirme, 'yapı' içerisindeki unsurların çok boyutlu incelenmesi ve bunlar arasındaki diyalektik ilişkinin analiziyle varıyoruz.
inşallah devam edecek.
Not: Okuyucunun soru veya eleştiri yöneltmek suretiyle katkı sağlaması bizi ziyadesiyle memnun eder.
Yorumlar
Yorum Gönder