Ana içeriğe atla

Sinema Üzerine Düşünebilmek

 Mufazakârların mahallesinde çılgınlar gibi sinema ürünleri tüketiliyor. Ama hala görüntünün aşırıcı biçimi olan bu şey hakkında onun insana ne yaptığıyla alakalı adamakıllı bir düşünce ürünü yok. 

"Bize bir araba çarptı, plakasını almaya çalışıyoruz" demişti engin görüşlü bir hoca. 

Ben de diyorum ki muhafazakâr entelijansiya bizi bir arabaya bindirip direksiyona geçti. Ancak arabayı duvardan duvara vuruyor. 

Bu bir irade sorunudur. 

Muhafazakârların sinema üzerine köklü eleştirel düşünce geliştirmeye başlamasınınsa bu sorunu çözme yolunda samimi ve esaslı bir adım olacağını düşünüyorum. Çünkü sinema doğrudan iradeyi hedef alan bir sanat türüdür. 

Sinema nedir?

Sinema bir psikokültürel aygıttır. 

Düşünce, duygu, davranış kalıpları aşılar. Senaristin vaz ettiği ethosu izleyicinin iç dünyasında inşa eder. İslami terminoloji üzerinden düşünecek olursak, Sünnet vaz eder.

Zizek'in de dediği gibi, neyi arzulayacağımızı belirlemenin gerisinde, nasıl arzulayacağımızı bize söyler.

Bunların ötesinde, arketipler ve amaçlar üzerinden metafiziksel alan kurar, hayat yolu inşa eder. İrade, anlam ve yönelim dizaynı yapar. 

Toplumsal varoluşa ilişkin kabulleri değiştiren bir ikna enstrümanı olarak sıkça kullanılır. 

Dış dünyadaki nesnelerin nasıl olduğuyla alakalı bir şey söylemez, nesnel değildir. Aksine onu manipüle ederek kameraman-yönetmen-senarist işbirliğinde kurgulanan bir gerçeklik alanı içerisine yapay olarak yerleştirir. 

Tecrübeyi idrakle tabiat arasındaki faal ilişki ve bağ olmaktan çıkarır, imajla algı arasında asimetrik olarak gerçekleşen, devamlı fantazi üreten bir süreç haline getirir. Buna imajın tiranlığı diyebilirsiniz.

Sinemaya bir izleyici olarak müdahale edemezsiniz, ancak o size buyurur. Ona müdahaleniz, onu durdurmak yani hem kendi içindeki hem size doğru olan görsel akışını bozma iradesi göstermekle; kameraman, yönetmen ve senaristle tartışma imkanını saklı tutmakla mümkün olur. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Muhafazakâr Feminizmi

 Bu yazıda Türkiye'de 2000'li yıllardan itibaren gelişmeye başlayan, günümüzde dikkate şayan bir etki alanına erişen, teşhisinde geç kalınmış bir gölge ideolojiyi, muhafazakâr feminizmini anlatacağım. Gölge ideoloji diyorum zira bu feminizm türünün bütünlüklü, derinlikli ve özgün bir ajandası yok; onun yerine başka ideolojilerin, amaçların, ajandaların gölgesi niteliğinde olup onlara hizmet etmekten başka işlevi bulunmamaktadır. Muhafazakâr feminizmi, diğer feminizm türleriyle benzer şekilde, Batı’dan gelen neoliberalizm rüzgarından ciddi şekilde etkilenmiş, neoliberal değerler muhafazakâr feministleşmesinin temel dinamiklerini teşkil etmiştir. Bireycilik , birbirini besleyen başarıcılık ve kariyercilik , bu yolda benimsenen performansçılık ve rekabetçilik , insani ilişkiler ve evlilik de dahil olmak üzere yaşamın her alanına ve aşamasına maliyet ve fayda hesabıyla yaklaşan ‘ homo economicus ’ zihniyeti, girişimcilik ve görünürlük yoluyla kendini var etme anlayışı ve kaygıs...

İbn Haldun Üniversitesinde Kemalizm Hortlağı

  Geçtiğimiz 29 Ekim’de (2025) İbn Haldun Üniversitesi ana kampüsteki erkek öğrenci yurdunun pencerelerinden birine kalpaklı Mustafa Kemal resmi asıldığı görüldü. Bu münasebetsizlik haliyle bazı öğrencilerde rahatsızlığa yol açtı. Rahatsızlığın nedeni genel itibariyle bu eylemin geleneksel düşmanlıkları geri çağıran bir nitelikte olmasıydı. Ancak bu tür çağrı ve çağrışımlara derhal kapılmayıp meselenin arka yüzüne eğilmeyi daha sıhhatli buluyorum. Böylece Müslümanların kuvvet ve kabiliyetlerinin kör dövüşlerinde ve gölge bokslarında israf edilmesine mani olunabilir.  Milliyetçiliğin İki Hâli  Halihazırda Türkiye’de iki tür milliyetçilik var; 1) Merkezde, Bonapartizmin güdümündeki şovenist küçük burjuva milliyetçiliği  2) Çevrede, Kemalizmin hayaleti olarak hortlayan tepki milliyetçiliği. Cumhuriyet Türkiyesi’nde milliyetçilik/nasyonalizm, Kemalist kadronun iktidarı ele almasından itibaren uzun bir süre merkezin ideolojisi olarak kaldı. Millet-egemenlik-devlet kav...

Mektuplar 4

Bu mektupta evlilik hakkındaki güncel üç soruya cevap vermeye gayret edeceğim: 1- Evliliği bekleyen tehlikeler ve tehditler nelerdir? 2- Evlilik yolunda bir erkeğin odaklanması gereken temel kriterler nelerdir? 3- Kimle evlenilmez? Karamsarlıkla gerçekçilik arasında ince bir çizgi vardır. O çizgiyi ihlal etmeyi göze almak pahasına evliliğin ve ailenin karşı karşıya olduğu tehlikeleri yapısal düzeyde sıralayacağım: Modern eğitim, hukuk, ekonomi, toplumsal yapı, ana akım ve sosyal medya, modern şehir yaşamı ve tabi bütün bunlarla sarmaş dolaş bir ilişki içerisinde olan neoliberalizm.  Modern Eğitim Modern eğitimin iki temel işlevi vardır:  1- sekülerleştirici modern devlet ve toplum ideolojisini nesle aşılamak 2- kamu ve özel sektör alanlarında istihdama elverişli eleman yetiştirmek Dolayısıyla modern eğitimin tornasından geçmiş insanların duygu ve düşünce dünyasına güçlü bir sekülerleşme tohumu ekilmiş, zihinlerinde istihdam ve kariyer odağı geliştirilmiştir. Sekülerl...