Ana içeriğe atla

Müslümanlar ve Ulus Metafiziği

Ulus/millet olabilmek, yeni bir birlik duyuşu üretmekle mümkündür; beşeri bir arada tutan bağların yeni bir metafizik zemininde yeniden tanımlanması, birlik için yeni gerekçeler, inançlar, duygular inşa edilmesi gerekir. “Bir millet her nesilde yeniden doğar” sözü ile işaret edilen de bu inşanın eğitim ve medya yoluyla aktarılması, çocukların zihninde tekrar kurulmasıdır. Milli eğitimin iki temel işlevinden birisi budur; insan soyunun toplumsal varoluşunu ulus/millet metafiziği temelinde algılayan, vatandaşı ontolojik bir kategori olarak idrak eden ve insana baktığında vatandaştan başka bir şey göremeyen ‘homo civicus’u üretmektir. Homo civicus fazilet/virtus ve izzet/dignitas vatandaşlıkla anlam kazanır, dolayısıyla o aynı zamanda ahlaki bir kategoridir. 

İslam’da ise insanları birbirlerine bağlayan en önemli ve belirleyici bağ din bağıdır. Diğer bütün bağlar yalnızca bu bağın ardından gelmekle kalmaz, anlamını ve ölçüsünü dinden alır. Ümmet, milliyetçi söylem hegemonik hale geldiğinden beri yaygınlaşan bir yakıştırmadan, “gönül bağı”ndan ibaret değildir. Aynı hayat yolunda yürüyen, aynı nomosa ve ethosa bağlı insanların birlikteliğini ve bir aradalığını ifade eden, güçlü psikososyal ve sosyopolitik bağlamlar içeren bir kavramdır. Ümmet, kendisine bir defa dahil olunduğunda günlük hayata şekil verir, sürekli ve odaklı eylem gerektirir, sorumluluklar alanı açar. Bu itibarla ulus/millet kavramından ontolojik olarak ayrışır, onunla ahlaki ve fiili olarak çelişir hatta çatışma üretir. Nitekim hukuki olarak da Şeriat ile modern devletin hukuku arasındaki paradigmatik farklılık dolayısıyla bağdaşamaz. 

İslam’da faziletlerin ve izzetin kaynağı Allah’tır. Dolayısıyla izzete erişmek ve onu kendinde artırmak isteyen kişi, merkeze ‘Rıdvânullah’ı alarak eylemde bulunmalıdır. Takvâ ise Allah’ın rızasını gözeterek yaşamakla, hayatı bu merkezde tanzim etmekle kaimdir. Ulusçuluğun izzet mefhumu bambaşka olup kendi içinde kapalı devre oluşturan bir semantik ağa bağlıdır. Bu ağın günlük hayatta kişiyi sevk ettiği eylem alanı da kendi metafiziğine racidir; vatana hizmet, vatana feda olmak gibi söylemlerin gerisinde bu anlayış yer alır. Makbul ve erdemli vatandaş sayılmanın şartı modern devletin hukukuna gereği gibi tabi olmak, kurumları ve yürütücü güçleriyle bu hukuk çerçevesinde uyum ve işbirliği içinde olmaktır. Bununla Rıdvânullah arasında ise onu temin yolunda salih amel işlemekle bir koşutluk ilişkisi olmadığı gibi iki alan arasında zaman zaman çelişki ve çatışma çıkabilir. 

Ulus/millet, birbirini tamamlayan devlet (the modern state) ve vatan kavramlarıyla kopmaz bir semantik bütünlük oluşturur. Belirtmek gerekir ki bu metinde devlet ile işaret ettiğimiz kavram her defasında ‘state’tir; Türkçede bu kavramı karşılayacak yeni bir ifade üretilmediği için devlet tabirini kullanmaya devam ediyoruz. Bu durum da bilinçli veya bilinçsizce başvurulan anakronik düşünce tarzlarına meydan veriyor. Devlet, kendinden menkul ve millet varlığından meşruiyet alan mutlak bir egemenlik iddiası taşır. Meşhur “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” sözü bu iddiaya atıf yapar. Wael Hallaq bu iddiayı izah ederken, İslam’la ne ölçüde ve hangi boyutta çeliştiğini en açık ve vurucu şekilde aktarabilmek için onun temel önermesini yani Tevhid kelimesini andıran şu ifadeyi kullanır: “Devletten başka ilah yoktur.” Vatan ise ulusun tecelligâhı, devletin egemenlik iddiasının ikame edildiği mekândır. Bu itibarla, ölçülüp çevrelenmiş belli bir arazi olmanın ötesinde onun millet metafiziğine ve devlet vücuduna bağdaştırılan soyut varlığıdır. Kaynaklarında bu tür bir soyut varlığa işaret eden bir kavram bulunmamaktadır. Herhangi bir toprak parçasının değeri orada İslam’ın yaşanıp yaşanmaması, Allah’a itaat edilip edilmemesi kıstasıyla değerlendirilir. Hatta öyle ki Müslümanlar bu kriterleri karşılamayan bir mekândan uzaklaşmaları, İslam’ı rahatça yaşayabilecekleri bir yere gitmeleri için ayetlerle teşvik edilirler: “Şüphesiz Allah’ın arzı geniştir”. (Zümer 10). 

Netice itibariyle kendi içe dönük ve birbirini refere eden, ulus-devlet-vatan&vatandaşlık biçimindeki kavramsal teslisine sahip olan ulus metafiziği İslam’la ontolojik ve ahlaki düzeyde çelişir. Bu çelişkiler modern ulus devletlerde yaşayan Müslümanları sık sık ahlaki ikilemlerde bırakır, derinden seyreden uzun süreli bir varoluşsal bunalıma sürükler. Söz konusu ikilem ve bunalım ise onları düşünce sahasında bazen felç bırakır, kayda değer entelektüel faaliyet yürütmelerine mani olur; yüzeysel, hamasi ve sloganik söylemler girdabına iter; eylem alanında ise ikircikli ve çelişkili tavırlar sergilemelerine, sonuçsuz girişimlerde enerjilerini tüketmelerine yol açar. 


Peki, Müslümanlar kendilerini kuşatan bu yapıyı önce kendi bünyelerinde, daha sonra dış dünyada nasıl aşabilirler? Esaslı bir yüzleşme ve hesaplaşma gerektiren, benim de uzun bir süredir üzerinde durduğum bu soruyu okuyucunun ufkuna emanet ediyorum. 


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Muhafazakâr Feminizmi

 Bu yazıda Türkiye'de 2000'li yıllardan itibaren gelişmeye başlayan, günümüzde dikkate şayan bir etki alanına erişen, teşhisinde geç kalınmış bir gölge ideolojiyi, muhafazakâr feminizmini anlatacağım. Gölge ideoloji diyorum zira bu feminizm türünün bütünlüklü, derinlikli ve özgün bir ajandası yok; onun yerine başka ideolojilerin, amaçların, ajandaların gölgesi niteliğinde olup onlara hizmet etmekten başka işlevi bulunmamaktadır. Muhafazakâr feminizmi, diğer feminizm türleriyle benzer şekilde, Batı’dan gelen neoliberalizm rüzgarından ciddi şekilde etkilenmiş, neoliberal değerler muhafazakâr feministleşmesinin temel dinamiklerini teşkil etmiştir. Bireycilik , birbirini besleyen başarıcılık ve kariyercilik , bu yolda benimsenen performansçılık ve rekabetçilik , insani ilişkiler ve evlilik de dahil olmak üzere yaşamın her alanına ve aşamasına maliyet ve fayda hesabıyla yaklaşan ‘ homo economicus ’ zihniyeti, girişimcilik ve görünürlük yoluyla kendini var etme anlayışı ve kaygıs...

İbn Haldun Üniversitesinde Kemalizm Hortlağı

  Geçtiğimiz 29 Ekim’de (2025) İbn Haldun Üniversitesi ana kampüsteki erkek öğrenci yurdunun pencerelerinden birine kalpaklı Mustafa Kemal resmi asıldığı görüldü. Bu münasebetsizlik haliyle bazı öğrencilerde rahatsızlığa yol açtı. Rahatsızlığın nedeni genel itibariyle bu eylemin geleneksel düşmanlıkları geri çağıran bir nitelikte olmasıydı. Ancak bu tür çağrı ve çağrışımlara derhal kapılmayıp meselenin arka yüzüne eğilmeyi daha sıhhatli buluyorum. Böylece Müslümanların kuvvet ve kabiliyetlerinin kör dövüşlerinde ve gölge bokslarında israf edilmesine mani olunabilir.  Milliyetçiliğin İki Hâli  Halihazırda Türkiye’de iki tür milliyetçilik var; 1) Merkezde, Bonapartizmin güdümündeki şovenist küçük burjuva milliyetçiliği  2) Çevrede, Kemalizmin hayaleti olarak hortlayan tepki milliyetçiliği. Cumhuriyet Türkiyesi’nde milliyetçilik/nasyonalizm, Kemalist kadronun iktidarı ele almasından itibaren uzun bir süre merkezin ideolojisi olarak kaldı. Millet-egemenlik-devlet kav...

Mektuplar 4

Bu mektupta evlilik hakkındaki güncel üç soruya cevap vermeye gayret edeceğim: 1- Evliliği bekleyen tehlikeler ve tehditler nelerdir? 2- Evlilik yolunda bir erkeğin odaklanması gereken temel kriterler nelerdir? 3- Kimle evlenilmez? Karamsarlıkla gerçekçilik arasında ince bir çizgi vardır. O çizgiyi ihlal etmeyi göze almak pahasına evliliğin ve ailenin karşı karşıya olduğu tehlikeleri yapısal düzeyde sıralayacağım: Modern eğitim, hukuk, ekonomi, toplumsal yapı, ana akım ve sosyal medya, modern şehir yaşamı ve tabi bütün bunlarla sarmaş dolaş bir ilişki içerisinde olan neoliberalizm.  Modern Eğitim Modern eğitimin iki temel işlevi vardır:  1- sekülerleştirici modern devlet ve toplum ideolojisini nesle aşılamak 2- kamu ve özel sektör alanlarında istihdama elverişli eleman yetiştirmek Dolayısıyla modern eğitimin tornasından geçmiş insanların duygu ve düşünce dünyasına güçlü bir sekülerleşme tohumu ekilmiş, zihinlerinde istihdam ve kariyer odağı geliştirilmiştir. Sekülerl...