Ana içeriğe atla

Mektuplar 4

Bu mektupta evlilik hakkındaki güncel üç soruya cevap vermeye gayret edeceğim:

1- Evliliği bekleyen tehlikeler ve tehditler nelerdir?

2- Evlilik yolunda bir erkeğin odaklanması gereken temel kriterler nelerdir?

3- Kimle evlenilmez?


Karamsarlıkla gerçekçilik arasında ince bir çizgi vardır. O çizgiyi ihlal etmeyi göze almak pahasına evliliğin ve ailenin karşı karşıya olduğu tehlikeleri yapısal düzeyde sıralayacağım: Modern eğitim, hukuk, ekonomi, toplumsal yapı, ana akım ve sosyal medya, modern şehir yaşamı ve tabi bütün bunlarla sarmaş dolaş bir ilişki içerisinde olan neoliberalizm. 


Modern Eğitim

Modern eğitimin iki temel işlevi vardır: 

1- sekülerleştirici modern devlet ve toplum ideolojisini nesle aşılamak

2- kamu ve özel sektör alanlarında istihdama elverişli eleman yetiştirmek

Dolayısıyla modern eğitimin tornasından geçmiş insanların duygu ve düşünce dünyasına güçlü bir sekülerleşme tohumu ekilmiş, zihinlerinde istihdam ve kariyer odağı geliştirilmiştir. Sekülerleşmenin ve kariyer odaklılığın etki ve neticelerine daha sonra değineceğim.


Hukuk

Halihazırda evliliğe ilişkin yürürlükte olan yasaların iki belirgin karakteristiği vardır: 

1- Avrupa Birliği uyum süreci dahilinde geleneksel rol ve sorumluluklardan, sınırlardan uzaklaştırılmış, liberalleştirilmiş, deyim yerindeyse bağ dokusunu yitirmiş bir aile biçimi dayatır. 

2- Erkek düşmanıdır; erkeği potansiyel tehlike olarak çerçeveler. Sözde şiddete ve baskıya karşı ön alıcı içerikleriyle evliliği örtük biçimde kadına bir tehdit olarak işaretler. 

Bu iki maddede evlilik yasal düzleme soğuk bir sakıncalar, mesafeler, belirsizlikler alanı olarak oturtulmuş, taraflar örtük biçimde her an boşanmaya hazır atomik bireyler olarak imlenmiştir. 


Ekonomi

Ekonomik bağlamın evlilikle ilişkisini yine iki maddede ele alabiliriz:

1- Ekonomik koşullar: Süregiden ekonomik kriz

2- Ekonomik yapı: kapitalizm ve onun yol açtığı bireyselleşme, gösteriş ve tüketim kültürü. Kadınlar için hususi istihdam seferberliği politikaları yürütülüyor, bu çerçevede kadınlar çalışmaya, para kazanmaya hırslandırılıyor.


Modern Toplum

Eğitim, hukuk ve ekonominin de şekillendirici etkisiyle artık maddiyat, tüketim ve gösteriş odaklı, sürekli daha küçük parçalara ayrılan, yalıtılmış ve yalnızlaşmış bireyler üreten, psikolojik sorunların (anksiyete bozuklukları, duygu-durum bozuklukları, kişilik bozuklukları) giderek arttığı bir toplumsal yapı ortaya çıktı. Bilinçsiz muhafazakâr aileler ne yazık ki çocuklarını içinde yaşadığımız fesat sisteminin dişlilerine kendi elleriyle atarak, kanaat önderleri gidişata karşı esaslı bir duruş sergilemeyerek bu neticenin ortaya çıkmasında en büyük paydaşlardan oldular. 


Medya-Sosyal Medya

Bu neticenin hasıl olmasında medya (TV, dizi-film sektörü) ve sosyal medya (Instagram, Twitter, Facebook, TikTok) belirleyici bir etki yaptı. Bunlardan Instagram için yaptığım insanlık düşmanı nitelemesi nazarımda abartılı bir yakıştırma değildir. Bütün değerlerin alt edildiği bir mecradır orası. Daha 20 yıl öncesine kadar iğrenç, görgüsüzce, aşağılık addedilen söz ve davranışlar Instagram sayesinde normalleşti. Bir kültürel yıkımdan bahsedecek olursak Instagram bu vakanın atom bombasıdır. Yaydığı radyasyon insan soyunun kolay kolay kurtulamayacağı izler bırakır. Instagram ve benzeri uygulamalar yaşamı gösteri odaklı kılar. Her şey gösteri aracı haline gelir. Tesettür, aile, çocuk, koca. Sürekli kavga ettiği hatta boşanma aşamasında olduğu kocasıyla Instagram’da gezi, tatil, eğlence, yemek, kahve fotoğrafları paylaşan kadınlar olduğunu biliyoruz. Fevkalade çelişkili görünebilir, ancak değil. Koca o karelerde bir gösteri unsurundan öte bir anlam ifade etmez. Evlerinin yatak odalarını, komidinin üstündeki mum ve kitapla “estetik” bir kare içinde sergileyen kadınlar için de mesele aynıdır. Gösteri öyle bir kültürel altüst oluşa yol açmıştır ki tesettür ve mahremiyet de onun aracı haline gelmiştir artık. Bu en çok saklayarak göstermek, sakladığını göstermek şeklinde dikkatimize sunulur. 


Modern Şehir

Kapitalizmin ihtiyaçlarına göre dizayn edilmiş modern şehir yaşamında haysiyetli ve saadetli bir yuva kurmak ve onu korumak neredeyse imkansızlaşır. Kalabalıklar sizden mahremiyet ve özerklik alanınızı çalar, ara sokaklardan çıktığınız anda bilincinize saldıran boy boy reklamlar, satılık ürünlerle dolu vitrinler ve camekanlar sizi sürekli tüketime davet eder. Siz saldırıya mukavemet gösterseniz de dizi-film sektörünün, sosyal medyanın veya bilinç düzeyi sizinkine denk olmayan çevrenizin etkisinde kalan karınız yahut çocuklarınız muhtemelen sizin kadar dirençli olamayacaktır. Beton yığınları arasına ve çok çok 120 metrekareye sığdırılmaya çalışılan bir yaşamın içinde bir kadın, her ne kadar şuur, iffet ve sadakat abidesi olsa da ne kadar dirençli kalabilir? 


Neoliberalizm

Bireycilik, kariyercilik, başarıcılık, ben-merkezcilik, tüketimcilik, imajı gerçekliğe üstün tutan gösterişçilik; devlet politikalarından özel sektör dayatmalarına, sosyal medya propagandasından çevresel teşviklere kadar dört koldan yeni neslin iliklerine işleyen neoliberal değerler... Öyle ki bunlar muhafazakârlar tarafından dini formda işlenir olmuş, hatta din anlatısının kendisi neoliberalleştirilmiştir. Bu yüzdendir ki artık neredeyse bütün dini çevrelerde pazarlanabilir bir din formu üretilmeye başlandı. Bu manzarada evliliğin devamlılığı ve dayanıklılığı oldukça tartışılır hale gelir. 

Bu başlıkları okuyucuyu karamsarlığa yahut ümitsizliğe sevk etmek üzere değil, evlenme niyeti taşıyan her genç erkeğin ve her kız babasının yüzleşmesi ve çözüm yoluna koyulması gereken başlıklar olarak sıraladık.



Evlilik Yolunda Bir Erkeğin Odaklanacağı Temel Kıstaslar

İlim, hikmet ve tecrübe ehlinden dinleyip şahsen ibret aldığım bütün kıstasları üç ana başlığa sığdırabilirim. Bunlar önem sırasına göre saygı, merhamet, sorumluluktur.

Saygı

Modern Türkçede tek kelimeyle karşılansa da esasen saygının iki türü vardır: Tazim ve hürmet. Tazim, azametten yani büyüklükten gelir; büyütme ve yükseltme yahut büyüklüğünü kabul etme anlamında kullanılır. Tazim evlilikte karşılıklı bir eylem olmaktan ziyade kadının kocasına yönelik gösterebileceği bir tavırdır. Bir takva göstergesidir. Ayrıca kadının kocasına sevgisini ve ilgisini göstermesinin en stratejik yoludur.  Hanımından tazim gören erkek hem dış dünyada daha aktif, girişken, morali yüksek, işlerinde iştiyaklı, zorlukları aşmada daha gayretli olur hem de gördüğü tazimin karşılığını hanımına ve genel olarak evine verme arzusu geliştirir. Akıllı ve hikmetli kadınlar tazimin önemini ve gerekliliğini takdir ederler.

Yasak veya dokunulmaz anlamındaki haram kelimesinden türetilen, kişinin asgari sınırlarına riayet etmek anlamındaki hürmet ise iki tarafın birbirine olan insani borcudur. Şeriatın ve namusun ağır şekilde ihlal edildiği bir durum söz konusu olmadığı sürece taraflar birbirlerinin haysiyetini koruması, bu husustaki sınırlara riayet etmesi esastır. İnsanın kalbi tabiatı gereği bir duyguda sabit kalmaz. Bazen sevgi ve ilgi azalır hatta yok olabilir, zorlayıcı imtihanlara maruz kalınabilir. Böyle zamanlarda hürmet zemini asgari zemin olmalıdır. Hürmet zemini ortadan kalktığında, kaybolan sevginin tekrar doğup büyüme ihtimali de ortadan kalkar. Dolayısıyla bir erkeğin evleneceği kadında tazim ve hürmet istidadı görmesi önemlidir. Tazim olmasa da hürmet yadsınamaz bir şarttır. Yokluğu tölere edilemez. 

Merhamet

Fedakârlık, diğergamlık, anaçlık, özveri ve dahası; merhametin çocuklarıdır. Merhametli insan yüzüstü bırakamaz, acımasızca ezemez, kolayca kırıp dökemez, insafsız olamaz, arkadan vuramaz; bencil, cimri ve fırsatçı olamaz. Merhametsiz kimseden hepsini bekleyebilirsiniz. Merhametin olduğu eve rahmet ve bereket gelir. Huzur tohumu için en verimli toprak, merhametli kalptir. Merhametli kadının olduğu evi Allah kolay kolay zayi etmez. Bazen bir iyilik görürüz de yapan için “insan evladıymış” deriz ya, işte o insan, merhametli kadındır. Merhameti yüksek olanın sabrı, anlayışı ve bağışlayıcılığı çok olur. Merhametli insanlar bu aleme Allah’ın bir hediyesidir.

Sorumluluk

Evlilik bir ortak yaşam alanıdır ve bu alanda giderilmesi gereken maddi, manevi, biyolojik, fizyolojik, psikolojik ihtiyaçlar söz konusudur. Evin ve aile fertlerinin maddi ihtiyaçlarının ve masraflarının karşılanmasından tamir işlerine, ulaşımdan her türlü teknik meseleye kadar olan kısım geleneksel olarak erkeğe tevdi edilmişken evin temizlik ve düzeni, çamaşırların yıkanması ve yemeklerin yapılması kadına bırakılmıştır. Öte yandan, kadının ve erkeğin ancak birbirlerinden talep edip karşılayabileceği bazı psikolojik ve fizyolojik ihtiyaçlar vardır ki bunların karşılanması yine karı ve kocanın ayrı ayrı sorumluluk alanındadır. Bu sorumluluklar elde olmayan nedenlerden dolayı zaman zaman aksayabilir. Ancak kasıtlı ve tekrarlayan ihmal, rol karmaşası, sorumluluk reddi, cezalandırma ya da güç kazanmak için silah olarak kullanma gibi davranış biçimleri evliliği çıkmaza, karı kocayı kronik mutsuzluğa ve tatminsizliğe götüren tutumlardır. Bu ise evliliği evlilik olmaktan çıkarıp çekilmesi mukadder bir çileye, taraflardan birinin yüklendiği ağır bir yüke dönüştürür. Bu nedenle erkeğin eş adayında bu konularda sorumluluk bilincinin olup olmadığını gözetmesi elzemdir. Sorumluluk bilincinin belli bir yaştan, örneğin 25 yaşından sonra kazanılması çok zordur. Bu tür bir bilinç yaşam tarzıyla bütünleşiktir, alışkanlıklarla örülüdür. Bu sorumlulukların sınandığı tecrübelerin yokluğu, büyük olasılıkla bilincin de yokluğuna işaret eder. 

Bu üç konuda, yani saygı, merhamet ve sorumluluk bahislerinde sözlere değil eylemlere bakılır. Görücü usulünün kıymeti de burada açığa çıkar. 


Peki kimle evlenilmez? 

1- Kendi başına hareket etmeye, bir başına yaşamaya alışmış olanla,

2- Anne-babasıyla ilişkisi zayıf veya kopuk olanla,

3- Anne babasıyla sorun yaşayan veya onları küçük, yetersiz gören, onlara saygı duymayan, onlarla çekişenle;

4- Geçmişinde karşı cinsle evlilik dışı her türlü yakınlaşma yaşamış olanla. Bu tür ilişkiler özellikle kadınlarda ciddi travmalara yol açabiliyor. Bağlanma ve güven sorunları, erkeğe karşı düşmanlık geliştirme vs.

5- Dünyaya karşı hırsları olanla. Akademik veya başka kariyer türleri, ticaret ve para kazanma hırsı gibi. 

6- Duygu durum dengesizlikleri ve kişilik bozuklukları yaşayanla,

7- Evliliği telafi alanı olarak gören, hayatın onlara vermesi gerekip de vermediklerini evlilikte telafi edeceğini düşünenle,

8- Evliliği büyük bir beklenti alanı, kocayı o beklentileri karşılamakla yükümlü kişi olarak görenle. Maalesef muhafazakâr kadınlar arasında bu iki sorunlu algı yaygındır. 

9- Her şeyin en iyisini hak ettiğini ve kocanın bu hakları ona teslim etmesi gereken kişi olarak görenle,

10- Evlilikteki sorumlulukları ve rolleri hususunda kafa karışıklığı yaşayanla, 

11- Kocayı evdeki baskın karakter olarak kabul etmeyen, kendisi baskın olmak isteyenle,

12- Tartışmacı,

13- Rekabetçi (Evliliği bir rekabet alanı, erkeği/kocayı rakip olarak görme eğiliminde olanla),

14- Güç iddiası ve talebinde olanla,

15- Kimlik bunalımı, karmaşası yaşayanla,

16- Kadınlığına dair biyolojik ve psikolojik farkındalığı zayıf olanla, bu açılardan kadını ve erkeği doğru konumlandıramayanla, 

17- Sosyal medyada çok vakit geçirenle, orayı bir davranışsal öğrenme ve sosyalleşme alanı olarak benimseyenle, 

18- Dizi-film izleme alışkanlığı olanla,

19- Instagram kullananla. 

Yorumlar

  1. Sevgili Hocam,

    Yazınızı okudum ve gerçekten düşündürttü. Son zamanlarda bu konulara çok kafa yoruyorum ve yazıyı çok tatmin edici buldum. Lakin, yazınızdaki 1. 12. ve 16. maddelerin nasıl sorunlar yaratacağını anlayamadım. Bunları gerçek hayattan örneklerle anlatırsanız gerçekten çok istifadeli olur benim için. Allah razı olsun, iyi çalışmalar.

    YanıtlaSil
  2. Geri dönüş için teşekkür ederim.

    1.madde şu nedenlerden ciddi önem arz ediyor:

    a) Aile bağ kurulan, 'biz' olunan bir yaşam biçimi. 1.maddedeki özelliklere sahip bir kadının bağ kurma kurma ve biz olma kaabiliyeti zayıflar. Bu da empati yoksunluğuna, zayıf bir insafa, anlayış ve diğergamlık göstermede ve diğer birçok soruna kaynaklık edebilir.
    b) Aİle yaşamında hesap vermek, hesap vermeyi birlikte yaşamanın bir gereği olarak görmek önemlidir. Kadının kocasına tabi olduğu Müslüman yaşantısında bu durum kadın açısından erkeğe kıyasla çok daha önemlidir. Bir başına yaşamaya alışmış, birtakım günlük eylemlerinde veya önemli dönüm noktalarında anne-babasının, abisinin veya en azından hocasının rızasına veya görüşüne başvurma veya onları haberdar etme gereği duymayan kadın evlendiğinde de aynı tutumu sergileyecektir. Belli bir yaşa kadar böyle yaşayan birinin evlendikten sonra kocaya hesap verme, ondan müsaade alma hissi ve sorumluluğu geliştirmesi; ev dışı yaşamda kocaya bağlı hareket etme anlayışını içselleştirmesi oldukça zordur.
    c) Bu tür bir yaşantısı olan kişinin otorite kavramı zayıftır. Bu kişi evlendikten sonra kocayı otorite olarak görmekte zorlanacak, kocayla olan ilişkisinin seyri duygu durumuna mahkum olacak, bu da aileyi kolayca sarsıntıya ve yıkıma sürükleyebileceğinden dayanıksız ve kırılgan bir yapı haline getirecektir.
    d) Bu tür bir yaşam tarzı kişilik ve davranış bozukluklarının nedeni veya sonucu olabilir. Yani;
    -bir kişide bu türden bir bozukluk varsa bu yaşam tarzı sorunu maskeliyor olabilir. Çünkü bu bozukluklar aileyle ya da hesap verilen bir çevreyle sürekli ilişkiyi zorlaştırır ve söz konusu kişi bunun farkında olduğundan bu tür ortamlardan kasıtlı olarak kaçınıyor olabilir.
    -eğer kişide böyle bir eğilim varsa bu yaşam tarzı eğilimi güçlendirir, bozukluğa dönüştürebilir.
    e) Bu yaşam tarzı dinî şuurun ve kültürel mirasın zayıflığının bir göstergesidir. Bu tür bir zaafiyetse hem kocayla hem de çocuk yetiştirme sürecinde çeşitli sorunlara yol açar.


    YanıtlaSil
  3. -Tartışmacılığın kaynağında da otorite problemi vardır. Bu kişiler başkalarının kendinden daha iyi hesap edebileceğine, düşünüp tartabileceğine veya bilebileceğine ikna olmakta daima zorlanacağından bu gibilerle fikir ve eylem ortaklığına varmak çok zordur.
    -Otorite sorunu olmayan birisi, kimi zaman muhatabından iyi bilip hesap edebilse de onun otoritesini tanıdığından tartışmacı değil uzlaşmacı yaklaşır. Ciddi bir konu olmadığı sürece tartışmak yerine tölere etmeyi veya meseleyi ertelemeyi tercih eder.
    -Tartışmacı kişilerin çekişmeci tutumları muhataplarını yorar ve yıpratır. Nefisleri ağırdır. Nefsi ağır kişiler uzlaşmacı ve uyumlu davranmak, taviz vermek istemezler. Bu özellikleri evlilik yaşamının diğer boyutlarına da yansır.
    -Tartışmacı tutum karar alma süreçlerini zorlaştırır, yavaşlatır hatta krize sokabilir.
    -Tartışmacılık, muhataba pay verme-hak verme ve anlayış gösterme kaabiliyetinin zayıflığına, dolayısıyla bencilliğe işarettir.
    Yine tartışmacılık problem çözme kapasitesinin düşüklüğünün bir göstergesidir.

    YanıtlaSil
  4. Hocam selamün aleyküm.

    Van'da, İslam Tarihi ve Sanatları bölümü 1. sınıf öğrencisiyim. Yaşıtlarım pek kullanmaz ama ben blogger'ı uzun zamandır kullanırım. Sizin blogunuz da karşıma düştü. Ve bu yazınız dikkatimi çekti (zaten ilk karşıma düşen yazınız bu oldu).

    Size şunu danışmak, fikrinizi almak isterim. Ben 18 yaşında mümin bir erkek olarak bu çağda yaşamakta zorlanıyorum. Van gibi muhafazakar (?) bir yerde bile müslüman kızları açık saçık giyiniyor, ana-babalarına saygısız davranıyor, mümine ahlakıyla ahlaklanmadıklarını belli ediyorlar. Fakat şöyle bir gerçek de var ki yaşımızın ilerleyişi bizi bazı biyolojik fiillere de zorluyor ki sünnetullah gereği de karşı cinsle evlenip çoğalmak ve ümmeti nicelik bakımından da genişletmek durumundayız. Hem günaha batmamak adına hem de bu vazifeyi gerçekleştirmek adına evlenmeyi planlıyorum. Yazınızda belirttiğiniz bütün hususlara da aynen katılıyorum fakat şunu demek istiyorum: hangi nisa ile görüşsem, diyalog kurmaya çalışsam, mutlaka bu maddelerden birinde fire verdiğini görüyorum. Misâlen, Instagram kullanmayan müslüman kız kalmamış. Ya da dizi-film alışkanlığı olmayan bir karşı cinsimiz kalmamış. Biz bu şartlarda nasıl evlenelim? Van'ın en ücra köşesinde yaşayan köylü kız dahi bu bataklıklara düşmüşken biz iffetimizi nasıl koruyup zinadan ve bilumum felaketten uzak durup evleneceğiz hocam? Bu konudaki fikirlerinizi merak ediyorum gerçekten. Saygılar...

    H. K.

    YanıtlaSil
  5. Aleykümselam verahmetullah. Öncelikle şu gerçeği tespit etmek lazım: içinde yaşadığımız dönem toplumsal anlamda bir bozgun dönemi. Bozguna uğrayan toplumlar uzun süre varlık gösteremezler. Ancak ne yazık ki kendini İslam'a nispet eden pek çok kişi kısa vadeli menfaat ve maslahatlar için orta ve uzun vadeli olanları terk ediyor, böylece bozgunun belli bir süre sonra kendilerini ve ailelerini bulmasına bilinçsizce veya işin ciddiyetini hafife alarak rıza göstermiş oluyorlar.
    Öte yandan, evet, bu dünyada imtihan edileceğiz, bundan kaçamayız. Ancak kendi ellerimizle yaptıklarımızdan dolayı evimizle, ailemizle imtihan edilmek de istemeyiz. Evimizi mümkün mertebe güvenli ve korunaklı tutmamız elzem. Orada muhabbeti, saygıyı, iffeti, haysiyeti ömürlük kılmak, zürriyetimizden salih ve saliha kimseler çıkarmak istiyorsak eş tercihimizi buna göre yapmamız, aile tasavvurumuzu bu bilinçle kurmamız gerekiyor. Evinde imtihan yaşayan bir erkek için hayatta başka bir çileye, eziyete mahal kalmaz. Evinizde bir ateş yanarsa huzur ve neşe yaşamınızı terk eder. Eş tercihi hayattaki en önemli tercihtir. O nedenle hayatımızda en özen gösterdiğimiz şey ne ise (eğitim, meslek vs), ona gösterdiğimiz ihtimamdan çok daha fazlasını eş tercihi meselesine göstermemiz icap ediyor. Örneğin üniversite eğitiminiz için 10 kitap okuyorsanız eş seçimi konusunda bilinçlenmek için daha fazla okumaya, araştırmaya, emek göstermeye değer. Bir hocanın dediği gibi; eğer hayırlı bir hanımınız varsa makama ve zenginliğe ihtiyacınız yoktur. Ancak eğer kötü huylu, kötü ahlaklı bir hanımınız varsa kral da olsanız, milyarder de olsanız hayat size zehir olur. Yukarıdaki maddeleri evin içini ağır imtihan yerine çevirme ihtimallerinden dolayı yazdım. Bu kriterlere uygun eş bulmanın kolay olmadığının farkındayım. Bununla birlikte "Allah'ın arzı geniştir". Evlilikte rızkınızı aramanız iyidir. Bir erkek olarak hareket kabiliyetiniz yüksek. Bulunduğunuz şehrin hatta ülkenin dışına çıkabilir, başka memleketlerde ve ülkelerde rızkınızı arayabilirsiniz.

    Ara söz: Yukarıda saygığım maddelerden duruma göre bir veya birkaçından taviz verirseniz, dilediğiniz hayırlardan yoksun kalabileceğiniz gibi kendinizi zorlayıcı bir imtihanın içerisinde bulabilirsiniz. Elbette bu maddelerin hangisinden bahsettiğimiz de önemli. Örneğin kimlik bunalımının hangi boyutlarda yaşandığı bu sorunun tölere edilip edilmeyeceğini de belirler. Veya evliliği beklenti alanı olarak görme meselesi, adayın bilinçlenmesiyle aşılabilecek bir sorundur. Dolayısıyla her madde mutlak surette evliliğe manidir de denilemez. Burada esas olan maddenin özünün anlaşılması, içerdiği tehlikenin farkına varılması ve bu farkındalıkla hareket edilmesidir.
    Bunlardan başka; bizim erkekler olarak çuvalızı kendimize batırmamız gerekiyor. Bunca bozguna şahit olmamıza rağmen pek çoğumuz elimizi taşın altına koymuyoruz. Aileyi ve nesli koruma hususunda gayret ve hamiyet ehli değiliz. Talep ettiğimiz aile yaşantısını imkansız hale getiren örgütlü kötülükle mücadeleye girişmiyoruz. Bir iki şikayetten sonra olup bitene rıza gösteriyoruz. Sizi tanımıyoum, o nedenle eğer gayret ve hamiyet ehliyseniz söylediklerimi üstünüze alınmayabilirsiniz. Ancak ne yazık ki genel manzara böyle. Hasılı, örgütlü kötülüğe karşı sistemli ve esaslı bir mücadele gerekiyor. Bu mücadelenin ön safında Müslüman erkeklerden başkası olmayacak. Bunun sorumluluğunu üstlenmeden hayırlı bir aileyi hak ettiğimizi düşünmüyorum.


    Son söz: evlilik meselesi çaba ve emek istiyor. Israrcı olmak önemli. Ancak tedbir ve dua daha önemli. İstişare ve istişare de olmazsa olmazlarımızdan. Allah hayırlısını versin, zorları kolay kılsın.
    Selam ederim.

    YanıtlaSil
  6. Ağbey selam aleyküm.

    Öncelikle, evlilikte, en önemli şeyin herşeyden önce saygı olduğunu düşünüyorum. Yani kadın herşeyden önce eşine saygı duymalı. Eşini gerçekten sevmeyen, saygı duymayan, hatta soyadını bile almak istemeyen kadınla olmaz.
    Bu konuda -İnşallah- son derece net ve ayık olduğumu düşünüyorum.

    Esas konuya gelirsek, dediklerim kesinlikle şart olmakla birlikte, roller hususunda bu kadar katı ve net değilim ve olmak istemiyorum. Daha doğrusu, isteyen geleneksel rolleri ve gelenekçi aile yapısını kabul etsin, isteyense etmeyebilir kafasındayım.

    Saygı ilkesi ihlal edilmemesi şartıyla, bu şekilde roller konusunda birbiriyle uyumlu [gelenekçi erkek- gelenekçi kadın ve GayriGelenekçinkçi erkek - GayriGelenekçi kadın] çiftler eşleşirse, hem kavga gürültü olmaz hem de çiftler böyle mutlu olur diye düşünüyorum.

    Açıkçası kendimi betimleyecek olursam; Ne kılıbık veya pasif, ne de otoriter ve kuralcı bir insan da değilim.

    Her iki tip aile yapısınn da normal, meşru ve sağlıklı olduğunu düşünüyorum.

    Eğer gelenekçiler ve gelenek istemeyenler, kavga etmez, birbirinin makul beklentilerine saygı gösterir ve uyumlu erkek ve kadınlar bir araya gelirse, kavga gürültü de olmaz diye düşünüyorum.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Muhafazakâr Feminizmi

 Bu yazıda Türkiye'de 2000'li yıllardan itibaren gelişmeye başlayan, günümüzde dikkate şayan bir etki alanına erişen, teşhisinde geç kalınmış bir gölge ideolojiyi, muhafazakâr feminizmini anlatacağım. Gölge ideoloji diyorum zira bu feminizm türünün bütünlüklü, derinlikli ve özgün bir ajandası yok; onun yerine başka ideolojilerin, amaçların, ajandaların gölgesi niteliğinde olup onlara hizmet etmekten başka işlevi bulunmamaktadır. Muhafazakâr feminizmi, diğer feminizm türleriyle benzer şekilde, Batı’dan gelen neoliberalizm rüzgarından ciddi şekilde etkilenmiş, neoliberal değerler muhafazakâr feministleşmesinin temel dinamiklerini teşkil etmiştir. Bireycilik , birbirini besleyen başarıcılık ve kariyercilik , bu yolda benimsenen performansçılık ve rekabetçilik , insani ilişkiler ve evlilik de dahil olmak üzere yaşamın her alanına ve aşamasına maliyet ve fayda hesabıyla yaklaşan ‘ homo economicus ’ zihniyeti, girişimcilik ve görünürlük yoluyla kendini var etme anlayışı ve kaygıs...

İbn Haldun Üniversitesinde Kemalizm Hortlağı

  Geçtiğimiz 29 Ekim’de (2025) İbn Haldun Üniversitesi ana kampüsteki erkek öğrenci yurdunun pencerelerinden birine kalpaklı Mustafa Kemal resmi asıldığı görüldü. Bu münasebetsizlik haliyle bazı öğrencilerde rahatsızlığa yol açtı. Rahatsızlığın nedeni genel itibariyle bu eylemin geleneksel düşmanlıkları geri çağıran bir nitelikte olmasıydı. Ancak bu tür çağrı ve çağrışımlara derhal kapılmayıp meselenin arka yüzüne eğilmeyi daha sıhhatli buluyorum. Böylece Müslümanların kuvvet ve kabiliyetlerinin kör dövüşlerinde ve gölge bokslarında israf edilmesine mani olunabilir.  Milliyetçiliğin İki Hâli  Halihazırda Türkiye’de iki tür milliyetçilik var; 1) Merkezde, Bonapartizmin güdümündeki şovenist küçük burjuva milliyetçiliği  2) Çevrede, Kemalizmin hayaleti olarak hortlayan tepki milliyetçiliği. Cumhuriyet Türkiyesi’nde milliyetçilik/nasyonalizm, Kemalist kadronun iktidarı ele almasından itibaren uzun bir süre merkezin ideolojisi olarak kaldı. Millet-egemenlik-devlet kav...