Ana içeriğe atla

İmkânsız Devlet - Modern Devlet Üzerine


Wael Hallaq’ın kaleme aldığı The Impossible State adlı eserin özet-yorumuna başlarken kavramsal çeviri sorunuyla ilgili bir uyarıda bulunmamız gerekiyor. Kitabın adının Türkçeye “İmkânsız Devlet” olarak tercüme edilmesi hem hatalı hem de zorunludur. Hatalı olması bir açıdan devlet kavramının Türkçede bütün tarihsel siyasi egemenlik türlerini karşılamak üzere kullanılmasıyla ilgili. Atina Devleti, Köktürk Devleti, Emevi Devleti, Osmanlı Devleti, Akkoyunlular Devleti veya Türkiye Cumhuriyeti Devleti gibi. Başka bir açıdansa yazarın ortaya koyduğu “devlet” teorisinin dilsel karşılığının henüz dillere yansımamış olmasından kaynaklanıyor. Bu teoriye göre, Türkçeye doğrudan devlet olarak çevrilen “the state”, alışıldık devlet kavramından farklılaşan pek hususi bir siyasi yapıya tekabül eder. Örneğin Devlet-i Aliyye-i Osmaniye ifadesindeki devlet, kavramsal olarak tutarlı ve olağan iken The Ottoman State, tarihsel bir vaka olarak Osmanlı Devleti’nin en azından ilk 500 yılı için oldukça sorunludur. Ne var ki biz bu ifadeyi de Osmanlı Devleti olarak tercüme etmek durumundayız. Tercümedeki sorunu daha iyi anlamak için the state’in mahiyetini kavramak gerekiyor. Öyleyse buyurun.

 Eserin ana argümanı modern devletin (the state) İslâm’la temelden çelişik olduğudur. Hallaq’a göre kendine has ontoloji ve epistemolojisiyle başlı başına bir paradigma olan Şeriat, modern devlet paradigmasıyla bağdaşamaz. Dolayısıyla Şeriat’ın tatbik edildiği bir modern İslam devleti (Islamic state) kurmak imkânsız olduğu gibi bu yöndeki tasavvurlar kendi içinde çelişkilidir. Kaldı ki İslâmî olduğu iddia edilen İran ve Pakistan gibi devletler hem Şeriat’ın hem de modern devletin yozlaştırıldığı başarısız birer girişim olmaktan öte bir anlam ifade etmezler. 

Peki bir modern İslâm devleti neden imkânsızdır? Bunu anlamak için önce modern devletin ve Şeriat’ın paradigmatik niteliğini yani bir yapıyı bilgi ve eylem boyutlarıyla bütüncül, kuşatıcı ve hegemonik bir sistem kılan özellikleri ortaya koymamız gerekir. 


Modern Devletin Paradigmatik Niteliği

Modern devleti hususi kılan özellikler şunlardır:


1) Tarihsellik

Modern devlet (the state) zamandan ve mekândan bağımsız bir kavram değildir; Batı Avrupa’da belli başlı tarihsel ve yerel koşulların bir araya gelmesiyle oluşmuştur. Ne var ki biz, modern devletin bünyesinde yaşayanlar olarak onun daima var olduğunu ve gelecekte de varlığını sürdüreceğini düşünürüz. Yaklaşık 200 yıl içerisinde bütün yeryüzüne yayıldığı gibi yaşamımızın da bütün boyutlarını kuşatan modern devletin dışında bir politik varoluş, bir yönetim formu tasavvur edemeyiz. Çünkü bu yapı kendisini bize eğitim, medya, akademi gibi aygıtlarla doğal bir gerçeklik, zaman ve mekânla kayıtlı olmayan evrensel bir soyutlama olarak dayatır; ilerleme ve medeniyet kavramlarıyla bir araya gelerek insanoğlu için en makul ve mükemmel politik form olarak bilincimize işlenir. 


2) Egemenlik

Modern devlet, kendisini diğer politik inşalardan hususi bir egemenlik metafiziği içerir. Carl Schmitt’in, “Modern devlet teorisinin tüm önemli kavramları sekülerleşmiş teolojik kavramlardır.” sözüne atıfla modern devletin mahiyetinde tanrısal bir egemenlik tasavvurunun yer aldığını şu çarpıcı cümleyle ifade eder: “Devletten başka tanrı yoktur” (There is no god but the state). Schmitt’e göre ‘kadir-i mutlak Tanrı’ fikri modern devlette ‘mutlak yasa koyucu’ olarak kendini gösterir. Beşeri bir yapının bu sıfatı haiz olması her ne kadar bize alışıldık gelse de modern öncesinde yasa koyuculuk, tanrısal bir vasıftı ve kutsal bir merciden yetki almayı gerektiriyordu. Modern devletin bu konuda kendinden daha yüce bir otorite tanımaması dolaylı şekilde ilahlık iddiasında bulunması anlamına gelir. 

Modern devletin egemenlik metafiziğinin temel unsuru ulus veya millettir. Modern öncesinde dine atıf yapan millet kavramı 19.yüzyılda Batı’daki ‘nation’ kavramının anlam örgüsünü devralarak sekülerleşmiştir. Egemenlik, millette ve onun iradesinde vücut bulur. “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” ifadesi “halkın kendi kendini yönetmesi” gibi basitçe yönetim yetkisinin belli kişi ve gruplardan alınıp halka verilmesiyle değil, modern devletin egemenlik kavramıyla ilgilidir. Bahsi geçen millet bir coğrafyada yaşayan insan topluluğuna değil o topluluğun sonradan dahil edildiği bir metafizik yapıya işaret eder. Başka bir deyişle millet zihinlerde inşa edilen bir “muhayyel cemaat”tir. 

Modern devletin milletine dahil edilen her kişi artık birer vatandaştır/yurttaştır. Vatandaşlık herhangi bir modern devlete mensubiyetin ötesinde ontolojik bir kategoridir; insanî varoluşu yeniden konumlandırır, kişinin dünyayla ilişkisini yeniden kurar ve ona haysiyet verir. Antroposfer artık bir vatandaşlar âlemidir, başka türlü bir varoluş biçimi düşünülemez; gayrısı olsa olsa vatansızdır. Vatandaş olmayanın hakları ve haysiyeti yoktur; hukuk onu muhatap almaz, toplum onu saymaz. 


3) Yasama ve Meşru Şiddet Tekeli 

Modern devlet, egemenlik ilkesine dayanarak başka hiçbir referansa ve meşruiyet kaynağına ihtiyaç duymadan hukuk üretebilir. Yasa koyuculuk onun tanrısal egemenlik vasfının bir ifadesidir; yasa budur, çünkü devlet öyle der. Sorgulama bu önermenin ötesine götürülemez, götürülürse egemenlik sorgusu başlar. Devlet karşısında millet olmak, devletten millete gitmek gibi bir şey yapısal olarak imkânsızdır çünkü devletle millet kavramları arasında karşıtlığa tebdil edilemeyecek bir baba-çocuk ilişkisi vardır. Elbette yasayı yapanın bu yasaları uygulayacak güce sahip olması beklenir. Bu da modern devlete şiddete başvurma meşruiyetini sağladığı gibi onu şiddetin tek meşru uygulayıcısı kılar. Ortada bir egemen ve onun yasama iradesi varsa bu, şiddetle tamamlanmak zorundadır. Şiddet kapasitesi ve tekeli olmayan irade güçten yoksundur. Güçten yoksun olan ise meşruiyetini sürdüremez. 


4) Rasyonel Bürokratik Makine

Modern devlet rasyonellik esasına dayalı bir bürokratik aygıtın hakim olduğu bir düzene sahiptir. Bu aygıtın işleyişi, siyasi iradeden tezahür eden gönüllülük ve rasyonaliteden yani din ve örften arındırılmış araçsal aklın çıktıları olan sistematikleşme ve standartlaşma ile mümkün hale gelir. Bu itibarla gayrişahsidir, ölçülüp denetlenebilir niteliktedir; tıpkı bir makinede bozulan parçaların tamir edilebilmesi veya değiştirilebilmesi gibi rasyonel bürokratik makinede de reform yoluyla kısmi değişikliklere gidilebilir. Bu makine toplumun bütün kılcallarına nüfuz edebilir; eğitim, sağlık, altyapı, çevre, vergi vesaire kanallarla toplumu kontrol edip şekillendirebilir. 


5) Kültürel Hegemonya ve Ulusal Özne İnşası

Modern devlet sadece bir yönetim sistemi değildir. O aynı zamanda kültürü ve dünya görüşüyle bir vatandaş üretim mekanizmasıdır. Bu bakımdan bazı düşünürlerin modern ulus devleti Matrix’e benzetmesi gayet anlamlıdır çünkü bu mekanizma tıpkı Matrix’in yaptığı gibi insan yığınlarının dünyayı belli bir kurgusal zeminde, ulus metafiziği zemininde algılamalarını, olayları ve ilişkileri bu zeminde inşa edilen anlam-değer sistemiyle değerlendirmelerini sağlar. Dost-düşman, iyi-kötü, faydalı-zararlı, önemli- önemsiz denklemleri bu zeminden bağımsız kurulamaz. Sahip olduğumuz toplum kavramı aslında modern devletin insan yığınlarını dizayn etmesiyle oluşan homojen kütleye işaret eder. Modern öncesinde toplum yoktur; toplum ancak modern öncesinde var olan kabile, aşiret, cemaat gibi özerk yapıların ortadan kaldırılmasıyla meydana getirilebilir. Dahası toplum uğruna aile de parçalanmalıdır. Yaygın kanaatin aksine aile “toplumun temeli” veya “toplumun en küçük yapıtaşı” değil, toplum karşısındaki son sığınaktır. Toplumun dizaynı, ailenin parçalanıp modern devletin icaplarına uygun şekilde yeniden bir araya getirilmesiyle başlar. Yasalar, eğitim ve medya yoluyla ailenin tanımı ve işlevleri, babanın ve annenin rolleri ve yetkileri uygun biçimlendirilir. Çocuk ailenin bir ferdi olduğu kadar modern devlet için üretilen neslin bir üyesidir artık. Bu nesil gerekli kültürleme ve ideolojik endoktrinasyon süreçlerinden geçirildikten sonra modern devletin canları üzerinde hak iddia ettiği, gerektiğinde modern devlet uğruna kendilerini feda edebilecek vatandaşlar olarak topluma katılırlar. Bu açıdan Hallaq modern devleti ve onun milliyetçiliğini, toplumun fertlerini feda edilebilir ve sadık üyeler olarak tanımlayan “tek varlıkta iki tanrı”ya (two gods in one) benzetir. 


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Muhafazakâr Feminizmi

 Bu yazıda Türkiye'de 2000'li yıllardan itibaren gelişmeye başlayan, günümüzde dikkate şayan bir etki alanına erişen, teşhisinde geç kalınmış bir gölge ideolojiyi, muhafazakâr feminizmini anlatacağım. Gölge ideoloji diyorum zira bu feminizm türünün bütünlüklü, derinlikli ve özgün bir ajandası yok; onun yerine başka ideolojilerin, amaçların, ajandaların gölgesi niteliğinde olup onlara hizmet etmekten başka işlevi bulunmamaktadır. Muhafazakâr feminizmi, diğer feminizm türleriyle benzer şekilde, Batı’dan gelen neoliberalizm rüzgarından ciddi şekilde etkilenmiş, neoliberal değerler muhafazakâr feministleşmesinin temel dinamiklerini teşkil etmiştir. Bireycilik , birbirini besleyen başarıcılık ve kariyercilik , bu yolda benimsenen performansçılık ve rekabetçilik , insani ilişkiler ve evlilik de dahil olmak üzere yaşamın her alanına ve aşamasına maliyet ve fayda hesabıyla yaklaşan ‘ homo economicus ’ zihniyeti, girişimcilik ve görünürlük yoluyla kendini var etme anlayışı ve kaygıs...

İbn Haldun Üniversitesinde Kemalizm Hortlağı

  Geçtiğimiz 29 Ekim’de (2025) İbn Haldun Üniversitesi ana kampüsteki erkek öğrenci yurdunun pencerelerinden birine kalpaklı Mustafa Kemal resmi asıldığı görüldü. Bu münasebetsizlik haliyle bazı öğrencilerde rahatsızlığa yol açtı. Rahatsızlığın nedeni genel itibariyle bu eylemin geleneksel düşmanlıkları geri çağıran bir nitelikte olmasıydı. Ancak bu tür çağrı ve çağrışımlara derhal kapılmayıp meselenin arka yüzüne eğilmeyi daha sıhhatli buluyorum. Böylece Müslümanların kuvvet ve kabiliyetlerinin kör dövüşlerinde ve gölge bokslarında israf edilmesine mani olunabilir.  Milliyetçiliğin İki Hâli  Halihazırda Türkiye’de iki tür milliyetçilik var; 1) Merkezde, Bonapartizmin güdümündeki şovenist küçük burjuva milliyetçiliği  2) Çevrede, Kemalizmin hayaleti olarak hortlayan tepki milliyetçiliği. Cumhuriyet Türkiyesi’nde milliyetçilik/nasyonalizm, Kemalist kadronun iktidarı ele almasından itibaren uzun bir süre merkezin ideolojisi olarak kaldı. Millet-egemenlik-devlet kav...

Mektuplar 4

Bu mektupta evlilik hakkındaki güncel üç soruya cevap vermeye gayret edeceğim: 1- Evliliği bekleyen tehlikeler ve tehditler nelerdir? 2- Evlilik yolunda bir erkeğin odaklanması gereken temel kriterler nelerdir? 3- Kimle evlenilmez? Karamsarlıkla gerçekçilik arasında ince bir çizgi vardır. O çizgiyi ihlal etmeyi göze almak pahasına evliliğin ve ailenin karşı karşıya olduğu tehlikeleri yapısal düzeyde sıralayacağım: Modern eğitim, hukuk, ekonomi, toplumsal yapı, ana akım ve sosyal medya, modern şehir yaşamı ve tabi bütün bunlarla sarmaş dolaş bir ilişki içerisinde olan neoliberalizm.  Modern Eğitim Modern eğitimin iki temel işlevi vardır:  1- sekülerleştirici modern devlet ve toplum ideolojisini nesle aşılamak 2- kamu ve özel sektör alanlarında istihdama elverişli eleman yetiştirmek Dolayısıyla modern eğitimin tornasından geçmiş insanların duygu ve düşünce dünyasına güçlü bir sekülerleşme tohumu ekilmiş, zihinlerinde istihdam ve kariyer odağı geliştirilmiştir. Sekülerl...