“Eski dünya ölüyor; yenisi doğmak için mücadele ediyor. Şimdi canavarlar zamanı.”
Antonio Gramsci
Not: İşbu metin akademik amaçlarla kaleme alınmıştır.
Eseri yüzyılın en tehlikeli kitabı olarak niteleyişim yalnızca yazarının ördüğü stratejiyle değil, aynı zamanda hegemonya çöküşüne doğru yol aldığımız bir konjonktürde bulunmamızla ilgilidir. Böylesine tehlikeli bir kitabın yasaklı olmaması, dahası kolayca temin edilebilmesi oldukça dikkatimi çekti. Nedeni ise zannediyorum bu durumun istihbarat kuruluşlarının önleyici müdahalelerde bulunmasına yardımcı olmasıdır.
2007 yılında bir el-Kaide militanı tarafından Ebubekir Naci müstearıyla Vahşetin İdaresi (İdāratü’t-Tevaḥḥuş) başlığıyla kaleme alınan bu kitap daha sonra “IŞİD’in el kitabı” olarak anılmaya başladı. Yaygın kanaate göre IŞİD eylem ve operasyonlarını bu kitabın çizdiği stratejik çerçeveye göre gerçekleştiriyordu. Bu kanaat büsbütün temelsiz değildir zira bir rivayete göre örgütün kurucu babası sayılan Ebu Musab ez-Zerkavi kitabı okumuş ve “Sanki yazar ne planladığımı biliyor” yorumunu yapmıştır.
Ebubekir Naci eserin telifini Müslümanların içinde bulunduğu aciz düşürücü yapısal siyasi şartlarla gerekçelendirmekte, eserde inşa ettiği stratejiyi söz konusu şartlardan yegâne özgürleşme yolu olarak sunmaktadır. Bahsi geçen şartlar II.Dünya Savaşı’nın sona ermesiyle kurulan Dünya Düzeni’ne tekabül eder; BM gibi kuruluşlar araç kılınarak bir küresel sistem inşa edilmiş, bütün devletler bu sisteme bağlı hale getirilmişti. Büyük güçler yörüngelerine dahil etmek istedikleri diğer devletlerde kendileriyle işbirliği yapan rejimleri destekliyor, bu rejimler yönettikleri halklara kendi değerlerini dayatmakla kalmayıp ülkelerinin zenginliklerini talan ediyorlardı. Naci’ye göre bu gidişatı durdurabilecek iki kuvvet vardı: halk ve ordu. Ancak bu kuvvetlerden halk hegemonya tarafından kuşatılmış, ordu içinde ise kurtuluş yanlıları azınlıkta kalmıştı. Ordudaki bu azınlık grup bir şekilde kukla yönetimi devirse dahi dış müdahale olasılığı çok yüksekti. Bu nedenlerden dolayı söz konusu iki kuvvet hareketsiz, pasif ve çaresiz vaziyetteydi.
Öyleyse ne yapmalıydı?
Merkezîliğe Saldır
Yazarın strateji anlatısında önemli bir yere sahip olan merkezîlik, küresel düzenin jandarması olan ABD ve danışıklı dövüş içerisinde olduğu Rusya gibi güçlerin -öncelikle- askeri kapasiteleri sayesinde diğer ülkeler üzerinde kurdukları hegemonyaya işaret eder. Bu hegemonyanın önemli bir ayağı medyadır; hegemonik güçler medya sayesinde kendilerini dünya halklarına alt edilemez, başa çıkılamaz güçler olarak lanse etmekle kalmazlar, aynı zamanda bu halklara kendileri için sevgi ve hayranlık aşılayarak onların gönüllü bir teslimiyet göstermelerini sağlarlar. Askerî güç ve medya ile birlikte merkezîliği sağlayan üçüncü unsur, bu güçlerin kendi ülkelerinde yine çeşitli hegemonya aygıtlarına başvurarak sağladıkları toplumsal birlik ve rıza imalatı yoluyla hükümetlerinin politikalarına temin ettikleri toplumsal destektir. İçerdeki toplumsal birlik ve destek, dışarıda hegemonyanın tesisinde ve devamlılığında kritik rol oynar. Aynı değişkenin aksi yönde seyretmesi, yani toplumsal destek ve birliğin zayıflaması veya ortadan kalkması hegemonyanın çöküşünde oldukça önemli bir etkendir. Çeşitli nedenlerle içerde başlayan bir çatırdama hem askerî unsurlara olan desteği azaltır hem de medya propagandasının ikna ediciliğini sarsar.
El-Kaide’nin savaş stratejisini anlamak, bu üç unsurun ortaya konmasına bağlıdır zira örgüt Amerika’ya karşı yürüttüğü savaşta başından beri bu üç unsuru hedef almaktadır. Amerika’nın medya yoluyla oluşturduğu üstünlük ve yenilmezlik illüzyonunu bozmak ve seçilen özel hedeflerle Amerikalıların vekâlet savaşını bir kenara bırakıp doğrudan cepheye gelmesini sağlayarak hem yerli halklara hem de Amerikan halkına ABD gücünün sınırlılığını göstermek, el-Kaide’nin operasyonlarının ardındaki stratejik motivasyonlardandı.
Merkezîliğe saldırma stratejisi, büyük stratejiyi oluşturan aşamalardan ilkini teşkil ediyordu. Yazarın ‘zarar verme ve yıpratma’ aşaması olarak isimlendirdiği bu aşamada büyük düşman veya ona vekâlet eden kukla rejimler yıpratma ve güçten düşürme maksadıyla hedef alınır. Önceden seçilmiş olan belli bölgeleri yapılan operasyonlarla “mürted rejimlerin” kontrolünden çıkarmak öncelikli hedeftir. Yine bu operasyonlarla Müslüman gençlerin dikkati çekilerek cihada cezbedilmesi ve mevcut ekiplerin vahşetin idaresine psikolojik ve fiilî olarak hazırlanması amaçlanır.
Vahşetin İdaresinden Temkine
İkinci aşama, zarar verme ve yıpratma sürecinde “mürted rejimlerin” hakimiyetinin ortadan kaldırıldığı bölgelerde ‘vahşetin idaresi’ni kurmaktır. Vahşet bir kaos değildir; modern devletin yönetim ve güvenlik aygıtlarının el çekmesiyle oluşan bir denetimsizlik hâli, bir otorite boşluğudur. Bu otorite boşluğunda kurulan yeni idare burada bir savaşçı toplum oluşturmaya başlar, bunun için de dinî hükümlerin uygulanmasından eğitime, askerî talimden istihbarî teşkilatlanmaya çeşitli alanlarda çalışmalar yürütür. Bütün bu gayretler sonraki aşama olan ‘temkin’ yani devletleşme aşamasına bir hazırlıktır. Bu devlet büyük stratejinin nihai amacı olan hilafet devletidir.


Yorumlar
Yorum Gönder