Ana içeriğe atla

Türkiye'deki Tanrı-devlet Anlayışının Tarihi Üzerine bir Değerlendirme

Türkiye'de ahalinin devleti her şeyin doğrusuna karar verebilen, her şeyin doğrusunu bilen ve eyleyen bir hâkim ve hakem olarak görmesinin tarihi çok eskiye gitmez. Bazıları bu algı biçiminin, bu mutlak teslimiyetin Osmanlı'dan miras kaldığını söyler. Bir yönden doğru, bir yönden hatalıdır bu görüş.


Osmanlı'nın son dönemlerine, 19.yy'nin ikinci yarısına kadar Anadolu'da devlete, idarecilere itiraz hatta isyan etmek modern devlette olduğundan çok daha mümkün ve muhtemeldi. Devletlilerin fiillerinin sorgusuz sualsiz kabul görmesi gerektiği anlayışının etki dairesi askerîlere, yani devlet hizmetlilerine kadar daraltılabilir. Merkezdeki hükümranlık iddiasının taşraya olan etkisi ise bugünkü modern devlete kıyasla oldukça kısıtlıdır. Ayanlığın ve eşkıyalığın Osmanlı tarihinde birer büyük başlık olması bununla yakından alâkalıdır.

18.yy'de Osmanlı'nın başı ayanlarla, eşkıyayla beladaydı. Keza daha öncesinde, 16-17.yüzyıllardaki Celâli İsyanları da devletlüleri oldukça uğraştırmıştı. Yeri gelmişken değinelim: Popüler söylemin aksine Celâliler Şâh'ın ülkesinden gelen dailerin saptırıp ayaklandırdığı Kızılbaş taifesinden ibaret değildi. Aralarında Sünni köylüler, memnuniyetsiz paşalar, yerel eşraf ve Sipahiler de vardı. Bu konudaki son bilindik örnek Dadaloğlu'dur; meşhur "Ferman padişahınsa dağlar bizimdir!" mısrasını dile getiren halk ozanı.
Mısranın bağlamı meseleyi kavramak açısından anahtar mesabesinde. Asker ve vergi toplanmasını kolaylaştırmak, yerel güç unsurlarını itaat altına alarak merkezî devlet yapısını güçlendirmek, devletin modernleşme sürecinde Osmanlı yönetiminin öncelikli hedeflerindendi. Bu hedef doğrultusunda konar-göçer yaşam süren aşiretleri iskân etmek üzere Adana-Osmaniye dolaylarına gönderilen Fırka-i Islahiye'nin cebri karşısında söylenmiş bir mısradır bu. Tam dörtlük şöyledir:

Belimizde kılıcımız Kirmanî
Taşı deler mızrağımın temreni
Hakkımızda devlet etmiş fermanı
Ferman padişahın, dağlar bizimdir.

Dadaloğlu burada modern devletin mutlak itaat talebine ve etnik yaşama müdahale ederek onu dizayn etme, onu bozarak güç ilişkilerini devlet merkezli bir şekilde yeniden kurma teşebbüsüne gösterilen direnci şuura yükseltir.

Yüzyılın sonuna doğru tesis edilen Hamidî rejim, arkasından gelen İttihad ve Terakki yönetimi ve nihayet Cumhuriyet'in kurulması modern devlet formunun bu topraklarda insan yaşamının her boyutuna nüfuz etmesi seyrinde önemli tarihsel aşamalardır. Ne var ki bu aşamalardan hiçbiri ahaliye tanrı-devlet anlayışını halka yerleştirmede 21.yüzyılın ilk çeyreğindeki süreçler kadar etkili olamamıştır. Modern devlet bağlamındaki birikimleri tevarüs eden dönem hükümetleri bu süreçlerde eğitim ve medya yoğun olarak kullanmış, bu enstrümanlarla tarih de tanrı-devlet formuna uygun olarak yeniden şekillendirmişlerdir. Bu dönemde TRT 1'de yayımlanan tarih dizilerinin medya alanında operasyonun en güçlü ayağı olduğunu belirtelim. Siyasetçilerin konuşmalarında siyasi manevralarını ve hareket tarzlarını meşrulaştırmak için sık sık yaptıkları devlet-millet-vatan vurguları da mevzubahis zihniyeti oturtan unsurlardan sayılabilir. Bu meselede örnekler artırılıp çeşitlendirilebilir. Hasılıkelâm, Türkiye'de tanrı-devlet anlayışının neşvünema bulması 19.yüzyıla tarihlenir. Bununla birlikte söz konusu anlayışın en ziyade yayılıp kökleştiği dönem esasen AKP dönemidir. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Muhafazakâr Feminizmi

 Bu yazıda Türkiye'de 2000'li yıllardan itibaren gelişmeye başlayan, günümüzde dikkate şayan bir etki alanına erişen, teşhisinde geç kalınmış bir gölge ideolojiyi, muhafazakâr feminizmini anlatacağım. Gölge ideoloji diyorum zira bu feminizm türünün bütünlüklü, derinlikli ve özgün bir ajandası yok; onun yerine başka ideolojilerin, amaçların, ajandaların gölgesi niteliğinde olup onlara hizmet etmekten başka işlevi bulunmamaktadır. Muhafazakâr feminizmi, diğer feminizm türleriyle benzer şekilde, Batı’dan gelen neoliberalizm rüzgarından ciddi şekilde etkilenmiş, neoliberal değerler muhafazakâr feministleşmesinin temel dinamiklerini teşkil etmiştir. Bireycilik , birbirini besleyen başarıcılık ve kariyercilik , bu yolda benimsenen performansçılık ve rekabetçilik , insani ilişkiler ve evlilik de dahil olmak üzere yaşamın her alanına ve aşamasına maliyet ve fayda hesabıyla yaklaşan ‘ homo economicus ’ zihniyeti, girişimcilik ve görünürlük yoluyla kendini var etme anlayışı ve kaygıs...

İbn Haldun Üniversitesinde Kemalizm Hortlağı

  Geçtiğimiz 29 Ekim’de (2025) İbn Haldun Üniversitesi ana kampüsteki erkek öğrenci yurdunun pencerelerinden birine kalpaklı Mustafa Kemal resmi asıldığı görüldü. Bu münasebetsizlik haliyle bazı öğrencilerde rahatsızlığa yol açtı. Rahatsızlığın nedeni genel itibariyle bu eylemin geleneksel düşmanlıkları geri çağıran bir nitelikte olmasıydı. Ancak bu tür çağrı ve çağrışımlara derhal kapılmayıp meselenin arka yüzüne eğilmeyi daha sıhhatli buluyorum. Böylece Müslümanların kuvvet ve kabiliyetlerinin kör dövüşlerinde ve gölge bokslarında israf edilmesine mani olunabilir.  Milliyetçiliğin İki Hâli  Halihazırda Türkiye’de iki tür milliyetçilik var; 1) Merkezde, Bonapartizmin güdümündeki şovenist küçük burjuva milliyetçiliği  2) Çevrede, Kemalizmin hayaleti olarak hortlayan tepki milliyetçiliği. Cumhuriyet Türkiyesi’nde milliyetçilik/nasyonalizm, Kemalist kadronun iktidarı ele almasından itibaren uzun bir süre merkezin ideolojisi olarak kaldı. Millet-egemenlik-devlet kav...

Mektuplar 4

Bu mektupta evlilik hakkındaki güncel üç soruya cevap vermeye gayret edeceğim: 1- Evliliği bekleyen tehlikeler ve tehditler nelerdir? 2- Evlilik yolunda bir erkeğin odaklanması gereken temel kriterler nelerdir? 3- Kimle evlenilmez? Karamsarlıkla gerçekçilik arasında ince bir çizgi vardır. O çizgiyi ihlal etmeyi göze almak pahasına evliliğin ve ailenin karşı karşıya olduğu tehlikeleri yapısal düzeyde sıralayacağım: Modern eğitim, hukuk, ekonomi, toplumsal yapı, ana akım ve sosyal medya, modern şehir yaşamı ve tabi bütün bunlarla sarmaş dolaş bir ilişki içerisinde olan neoliberalizm.  Modern Eğitim Modern eğitimin iki temel işlevi vardır:  1- sekülerleştirici modern devlet ve toplum ideolojisini nesle aşılamak 2- kamu ve özel sektör alanlarında istihdama elverişli eleman yetiştirmek Dolayısıyla modern eğitimin tornasından geçmiş insanların duygu ve düşünce dünyasına güçlü bir sekülerleşme tohumu ekilmiş, zihinlerinde istihdam ve kariyer odağı geliştirilmiştir. Sekülerl...